Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
duyurular
 

Şiir Yarışmasında Derece Alan Şiirler


BİRİNCİ - Filiz Bedük
Yalnızlık gibi

içimi şarap bastı

sizin bağınız yüksekti beyim!

yüksek cümleler kurdum hayata
derin acılar aldım hepinizden
düşlerimi gören can atar ölüme

ömrümü yakalar alıcı kuşlar
tutuşur zaman / çatlar amforalar
                                 nereye saklar ki beni yeryüzü?
-aramız zehir kadar-


sizin bağınız büyüktü beyim!

küçüldü benim büyük kavgalarda
kaç masal kopardıysam dalından
mayalandı ruhum en kutsal asmadan

kaç şimşeği daha keser ki avuçlarım
sılamda titrer durur gizil mağaralar
                                dil uzatsam bağışlar mı tanrı kızı?
-aramız ağıt kadar-


sizin bağınız sizindi beyim!

sınırınız bir milim tutmadı beni
hangi gurbetten el salladıysam
anladım çok bir şey kalmadı aşktan

bağımda sürgünler bana yabanî
körkütük yanar mavi salkımlar
                                neredesin yetiş ey bağbozan!
-aramız şiir kadar-

 

 

 

İKİNCİ - Nur İpek Önder

 

 

 

Vini Fera

 

 

 

yorucu bir yalnızlıktan geliyorum
ötesi berisi sanki yok der Jeliza
sanki…

bitik bir atın yularından son gayret
çeker gibi, çekilir gibi
kutas düşmüş Narsis’in sularına
Dionysos’un anlında açılan yarada
usul usul pıhtılaşır gibi koruğa
ben bu vahanın çölünde ölmeye geldim
y/üzümde salınan rüzgâr çanları
tiril tiril giyinmiş okyanusu gözlerim

ne kadar yükselsem
yitirecekler gibi irtifalarını
içimdeki ateşböcekleri, şule çiçekler
oysa od’tan böcekten konuşmuyor tanrılar
tanrılar o bağa dört bozum uzaktalar
sinede beş bin yıllık özgürlüğün yalım cenneti
mahcup narin bir telaş melteminde
upuzun kızıl saçlarını dökmeden Jeliza
üç yudum şarap pahasına sönmeye geldim
genç bir kadının dilindeki buruklukta yanmaya

kıyamet gibi buralar
dolup dolup taşmaya utanır ya yaş
nezaket içinde çırpınıyor son yudum
kadeh ince belinden bükülmekte gazellere
mevsimi değil neden ağlarsın sülün
ben göçtüğün dağın başında tütmeye geldim
dudağımdaki vişneçürüğüne bata çıka bulutlar
o sis, o duman…

yaşlı bir bankın sarhoş Fransız akşamları
terk edilmiş şehre karşı
mayhoş aşk, mayhoş yalanlar, itiraflar
ve gerisi zaten tango bordosu
kalk Jeliza, şarabın kadını, duhter- i rez
o masum öfkende bir de biz dans edelim
yüzündeki yollara muhtaç bu adımlar
korkma yaşlanmaktan
papazın heybesinden taşan ağır kan salkım salkım
hırçın sakaların uyuduğu göğsüne dolmaya geldi

ekme nazenin elini
bir balıkçının ummandaki boş ağları gibi
boşalan her şişenin dibine ektiğin yardım çiçekleri
denize dökülmüş balık pullu mektuplar
sözcükler ıslanmış, noktalar silinmiş
öyleyse hayat devam ediyor
öyleyse kır kum yutan saatleri
artık ne kızgın akrepler var ne yel düşmanı kovanlar
şimdi kaldır devrik bir cümlede kırılmadan kadehin
aşka, ormana, günlerdir yağan yağmura içelim
bak tanrılar görünüyor ufukta, şıradan elleri

ne gariptir ki,
burada yaralı gülleri şaraba yatırır dikenleri

 

 

 

 

ÜÇÜNCÜ - Gökhan Arslan

 

 

 

lâl asma

 

 

asmanın yaprağında kırılan yansımada gördüm önce

yurdundan uzakta bir şehirdin sen
toprağından ayrı düşmüş bir şehir
bir üzüm tanesinin çekirdeğine sığınmış
öylece izlerken üstünde gezinen ayakları
usulca sızdın bir kadının çıplak düşlerine
o kadınlar ki, diri göğüslerinde çöl ölüsü
unutkan bir karamsarlık anıtı bahçelerde

uzun, sessiz bir bekleyişle yıkanır saçlarının salkımı

âh dağılan damla, yüreğe oturan katı göl
ömür tozlarının eskittiği esriklik
fıçının dibinde direnen kurnaz tortu
nasıl anlatılır şimdi bu şarabî ıslaklık
kırmızının tanrısı nasıl bağışlar suskunluğu
or’da, bir kadının kalbinde
hiç kapanmayan dikiş izlerinde
etrafa saçılan buruk bir nar rengi
ve ansızın gidişi suyun etin en derinine

belki, bir testinin dibinde bekletilir defne

yurdundan uzakta bir şehirsin sen
toprağına kırgın düşmüş bir şehir
ağzının çiçek bahçesi döküyor yapraklarını
içimin gittikçe koyulaşan bordo denizine
yüzümün kırık sürprizi, dilsiz sarhoşu
topluyor ormanından körkütük ruhlarını
zaman daralıyor, iniyor perde
rahleye damlıyor kırmızı

asmanın yaprağında görüyoruz önce

dudaklarımızın kenarından dünyaya yayılan bir sızıntı


 

 

 

MANSİYON - Aylin Başdemir

 

 

 

Usta Bilir misin?

 

 

 

Kimseye dillendirmesem de

Bir avazla yırtılan maviliklerin efkârından kaçtım
Bir yudum şarap esrikliğine;

Gördüm;

Gördüm ki sureti bir seraba eş değermiş susuz kaldığım bedenlerin.


Usta
Bilir misin;

Ne zaman fikrimi dilinden çıkan bir kelama denk düşürsem,
O izansızlığıma gülen martılarla demlenen hasretimi içerdi…

/Şarap mı?
Hak getire…/


Anlatmış mıydım?
Bir gün
Hiçbir söz söylemeden yazgıma astığı gidişini;

Ben o zaman
Ardında ıssız kalan ruhumu
Çaldığım bir kadeh şarap kızıllığında pakladım...


Boş ver be usta;

/Gitti ya bilmeden çaresizliğimi
Tüm çelimsizliğimle
Denizlerde boğdum
Suretinin öksüz kalan renklerini.../

Ağlasam var mı faydası

Ne tuz basılacak yara da kaldı cismimde
Ne de şarapla dindirilecek sızı...

Kadeh yetmez bilirim
Unutturmaya deniz(ler)in yazgısını;

Söylemedim kimseye
Sende söyleme,
Ben yazgımın insan yanını dizelere astım...


Usta;

İyi dinle
Şarabın kızıllığında yaktığım
Bu mavi
Şeytanın gör dediği mavi

Ki_________kalmaz tekrarlanan salâvatların tesiri...

Bilir misin?
Eyvallah dediğim tüm şairlerin kalemi
Aslında biraz intihara meyilli...

Bakma sen bu sızlanmalara
Hadi gel
Şaraba denk kelamlara düşür usumuzu şimdi

Ha yar dudağında gül olmuşuz
Ha gül dalında diken

Senin için fark eder mi?

 

 

 

 

LAVARACI ONUR ÖDÜLÜ - Azime Akbaş Yazıcı

 

 

 

fısıltı...

 

 

 

bahçede sen ve üzüm

 

 

Durmadan konuşan çocuklar gibi haylazdı gözleriniz

Hayatı yeniden anlamak için şarap kattım sofranıza

Şakaklarına oturan kar yangını şiirlere batırdım ekmeğimi

Küstü gözbebeğim

 

Güneş ülkesinden düşen

Altın saçlı kızların fısıltılarına karıştı rüzgâr

Bahçede yangın…

 

Öfkesine direnen dalgalarda

Kızıl bir karanfil oldu dudakların kediler aşkına

Ateş düştü cümlesine paslı tenekelerin

Bilmemen gereken ne varsa bilir oldun, mey adına

Rüyalara yatan prenses aynada uyandı kendisine

 

Ay ışığında sen ve üzüm

Ten yanması eylül oldunuz

 

çıtı çıkmıyor saatlerin…

 

Omuzlarına ağır anlamlar yüklüyor / gözüne girmeyen uykular

Bu senin gölgen

Altında dinleniyor yolcular…

Gördüklerin senindir.

Topraktan öğrendiklerinle yağmuru anlamalısın

 

bahçede zaman şarap  fısıltısı…

 

Çerçevede kalmış siyah beyaz fotoğraf / ağaç perileridir

Düşmemek için direnen…

Kavuran içini Bekilli sokaklarının…

 

İçinden aşk geçen acıların karartma gecelerinde

Kuyu  gözlü kızlar  boyun eğerler yıldızlara

Ölüm yüzlüdür gece…

 

kuytuda  sen ve şarap hasrettiniz

suda yiten suskun dizelere

gül kokulu diline gölgelerin…

 

Sularında boğulmaya gelen âşıkların

Deli saçlarından yansıyan ışık oldunuz

Kıtalar boyu dize oldunuz gözlerine kelebeğin…

 

Keşke devrik bir cümlenin  yağmalanan ıslık sesinde

Kırmızı olsaydınız…

 

gölgesi kana bulanan aldanmışlığın akışkan sarmalında

desen desen

su gülüşlü bir güven olaydınız…

 

 sen ve üzüm düş oldunuz…

 

Düştünüz dalından

Aşk oldunuz…

 

 

 

 

 

JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ - Hüseyin Bozkurt

 

 

 

kafatasımdan biçiyor derecesini şarabın

 

 

 

 

a.

su su değilken kanla yıkanmıştı tenimiz

bilirsin aşkaydınım ortağıyken bereketin
döl vermiştik durmadan sancısına toprağın

yağmurlar uzun değilken henüz
sığdırmış bir kaç cinsiyet gökyüzüne

neresine dökülse bir pişmanlık tortusu
bakışların ertesinde
yarın emilir durmadan

su su değilken henüz dudak koparan bir görüş mevzide
kanayan dişetlerinde bir çocuk

bilirsin aşkaydınım senin doğduğun yok ölümlere

b.

kafatasında içilen şarabı üzümden bilmesin gözün

sen sus kurnaz bir kedi tırmalarken hayatı
kırmızı terlikli bir hayvan bağırsın içerde

ayakların benden küçük basmadı yere
öyleyse bu duvar niye

meselim değil..bir Ortodoks kılığında inliyor zaman
puşt ahalisi varken övünmenin

kafatasımdan biçiyor gene derecesini şarabın

Tüm Şiirler için Tıklayınız.


Diğer Duyurular
Önemli Duyurular...Üyelerimizin Dikkatine
Şiir Yarışması Sonuçları 2009
 
 
Ferhad Gülsün | 20.08.2009 12:42:59 PerşembeTüm Duyurular ( 5 )
 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 4
Bugünkü Ziyaretçiler:379
Dünkü Ziyaretçiler:425
Sitemizi bugüne kadar
1352178 Ziyaretçi 1352178 Ziyaretçi 1352178 Ziyaretçi 1352178 Ziyaretçi 1352178 Ziyaretçi 1352178 Ziyaretçi 1352178 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter