Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı forum
 
Sayfa 1 / 1 Yeni Konu Açabilirsiniz
   30.6.2015 19:04:10  Salı
İhsan Topçu
Konu :8
Mesaj:13
Günümüz Şiirine Eleştiriel Bakış


Günümüz şiiri için, kaba hatlarıyla, farklı iki özellikten söz
edebiliriz: birincisi, 1980 sonrası şiirin izlerini hâlâ taşıyor
olması; ikincisiyse, yaşamı, dış dünyayı şiire dahil etmesi. Bu iki
anlayış, birbirinden ayrı yataklarda akıyor ve bu durum, şiirimizde
dönüşümün gerçekleşeceği günlerin yakın olduğunu gösteriyor. 2000`li
yıllarda yazılan bazı şiirlerde dış dünyanın yeniden filizlenmesinin
şiirimizi yücelteceğini ve bunun işaret fişeklerini gördüğümü
söyleyebilirim. 1980 sonrası şiir, tarihsel ve sosyolojik nedenlerle
eski gücünü yitirmeye başlamıştır artık. Ama yine de şu anda şiirde
egemen olan anlayış, hâlâ 1980 sonrası şiirin getirdikleridir. Peki,
nedir bunlar? Bunlara geçmeden, bir gerçeğin altını çizelim:1980
darbesinin insanımızı adeta budadığını, her anlamda yozlaşmanın
başlangıcı olduğunu biliyoruz. Adı geçen darbe sonrasında yazılan
şiir, bu yozlaşmadan doğal olarak nasibini alacaktı ve öyle de oldu.

Bu kısa saptamadan sonra, günümüz şiirinde gördüğüm ve beni
rahatsız eden bazı kara lekelere değinmek istiyorum:
Küreselleşme maskesiyle kültür emperyalizminin dayattığı postmodern
sanat, dünyanın anlaşılamaz ve yorumlanamaz olduğunu ileri
sürmektedir. Bu anlayışa göre, dünyayı değiştirme çabaları yersizdir.
İşte bu, postmodernizmin tutucu yanıdır. Emperyalist güçler
postmodernizmle sanatı da teslim almak istiyorlar ve bu çabalarında
büyük çapta başarılı oluyorlar da. Örneğin, şairin kendisinden başka
hiç kimseyi ilgilendirmeyen dizeleri, bu dönemin postmodern
şiirleridir. Yaşamda karşılığı olmayan, yani dönüştürülemeyen
imgelerle sayıklamalar, son otuz yıldır baş tacı edildi. İskeletsiz,
yapay, içtenliksiz, kimliksiz, taklit dolu şiirler yazıldı bu dönemde.
Edebiyat yapmak oyun sanıldı. Şiirin de kompozisyonu olduğu unutuldu.
Şiir ve dille dalga geçildi. Ama tam burada, sözlerimin başında da
belirttiğim gibi, yaşamdan beslenmeyi ilke edinip postmodernizme
başkaldıran şairlerde 2000`li yıllarda artış olduğunu memnuniyetle
söylemek isterim. Şiirimiz üstündeki kara lekeleri kaldıracak olan,
işte bu şairlerdir. Bu şiir toplumcu ya da toplumcu-gerçekçi şiir
değildir; daha geniş açılı olan toplumsal şiirdir; yani bunalım
edebiyatını reddeden, dış dünya kokan şiirdir. Kökleri yaşamdan
beslenmeyen şiir olabilir mi? Olabilir elbette. Divan şiirimiz,
yaşamdan beslenmeyen ve kalıplaşmış sözlere (mazmunlara) dayanan şiir
anlayışının genel olarak egemen olduğu bir dönemin ürünüdür.
Yazılanlar şiir miydi? Evet. Örneğin, sevgilinin kaşları yay,
kirpikleri ok gibi olmalı. Sevgilinizin kaş ve kirpikleri bu
özellikleri taşımasa da siz böyle yazacaksınız. Bu ve buna benzer
kalıplaşmış sözleri değiştirmek olanaksız. Gerçeği dönüştürmek yok;
çünkü ortada gerçek yok. Gerçek olmayınca, doğal olarak, ortada yaşam
da yok. Divan edebiyatında, yaşanılanı yansıtmayan kalıplaşmış sözler
yapay dönüştürmeyle oluşturulmuş ve bu sözler edebi sanatlarla
yoğrularak çok başarılı şiirler de yazılmıştır. Yani, kökleri yaşamdan
beslenmeyen şiir olabiliyor demek ki. Divan şiirinden sonra gelen

Tanzimat şiiri bir tepki şiiridir. Bu tepki hem Divan edebiyatının
şiir anlayışınadır hem de yaşamdaki olumsuzluklara. Demek ki kökleri
yaşamdan beslenen şiir de olabiliyor. Önemli olan sizin nerede
durduğunuz, nereden baktığınızdır. Son otuz yılın şairi -çoğunlukla-
yaşamdan kopuk şiirler yazıyor. Divan şairi gibi, günümüz şairi de
mazmunlardan yararlanıyor olsaydı ``nedeni budur`` diyebilirdik. Böyle
bir durum yok. Fecri Âti döneminde olduğu gibi baskı yönetimi de yok.
Ne var o halde, yaşamdan kopmanın altında ne yatıyor? Sorunun tam
yanıtı tarih, sosyoloji ve psikoloji bilimlerinden de yararlanılarak
verilebilir ancak. Birçok şair değişik nedenlerle (ki bu nedenler
araştırılmalıdır) kendi içine taşınmış, dünyasını orada kurmaya
çalışmaktadır. Dış dünyadan, yaşamın akışından olduğu kadar, maddeden
de kopmuştur şair. Böyle bir durumda, şairin açmazı da çıkmazı da
şiirine yansıyacaktır kuşkusuz. Bu ortam, imge avcılığı gütme
sevdasıyla bütünlük ve şiirsel içtenlikten yoksun, zorlamalarla
oluşturulmuş sayıklamaları şiire taşımaktadır. Tehlike buradadır.
Yoksa şair, yaşamı yazmak (tabii ki özgün imgelerle dönüştürerek)
zorunda değildir. Bu bir tercihtir. Ama şiir, beyin kusmuğu da
değildir. Şiirin yaşamdan beslenmesi düşüncesi de bir tercihtir; bana
göre doğru bir tercihtir ve sorumluluğunu bilen şairin duruşu bu
olmalıdır. Kuşkusuz her tercih gibi, bu tercih de önerilebilir sadece.
Yaşamdan memnun olmamaya tepki, içe dönerek gösteriliyor. Yenilmiş
insanın tepkisi bu. Rahatlıkla diyebiliriz ki günümüz şairi
-çoğunlukla- yaşam karşısında yenilgiyi benimsemiştir. İnsani ve
yaşamsal olandan uzaklaşan kurgusal, yapıştırma dizelerden oluşan
şiirlerle ``metin`` oluşturabilirsiniz ancak. O metnin içtenlik ve
şiirsel duyarlılığı olmaz. Günümüz şiirinin en önemli açmazlarından
biri budur. Bu içtenliksiz yapaylık, ne yazık ki, teknik ustalık
sanılmaktadır. Yaşamsız, yani nesnel karşılığı olmayan şiir (Divan
şiirinin mazmunlara dayalı özel durumundan söz etmiyorum), sizi
karanlık kuyulara götürür. O kuyulardaki kendini bile anlatmaktan
yoksun iniltileri, şiir sanmak saflık olur. 1980 askeri darbesi
sonrasındaki apolitik süreçte yaşama sırt çevirmek genel kabul gördü.
İnsanımız korkutulmuştu. Yabancılaşma başladı. Şair topluma
yabancılaştı ve içine kapandı. Bu süreçte insan daha da bencilleşti.
``Başkasından bana ne`` düşüncesi topluma egemen oldu. İnsanlığı kemiren
bu düşünce, şiirin yaşamdan kopmasının en önemli nedenlerinden biri,
belki de birincisi olmuştur. Bunu sorun yapmayanlara, tercihleri
nedeniyle bir sözüm olamaz; ama tercihler içine şiir yerine şiirsizlik
alınırsa, ona bir çift sözüm var: Lütfen, sorunlarınızı abuk sabuk
sözlerle dile getirmeyi şiir sanmayın. Unutmayalım ki edebiyat
tarihinin silgisi hepimizin başında.

Şiirimizdeki kara lekelerden biri de ``şiir bir şey anlatmaz``
düşüncesidir. ``Şiir bir şey anlatmaz`` diyenlerin söz beyi oldukları
süreç, inanıyorum ki yakında bitecek. ``Anlatmak`` sözcüğünün şiir için
itici gelen anlamlarından bazıları şunlardır: bir konu üstünde
açıklamada bulunmak, bilgi vermek, izah etmek; inandırmak, belirtmek.
Tabii ki şiirden bu anlamlarda bir şey anlatması beklenemez. Ama
``anlatmak`` sözcüğünün ``söylemek, demek`` anlamları da var. Eğer siz
``şiir bir şey anlatmaz`` deyip kestirip atarsanız, etkilediğiniz birçok
şair şiirin bir şey söylemeyeceğini düşünüp anlamsızlıkla şiire
varılacağını sanır; oysa şiir mutlaka bir şeyler söyler. Bırakalım
şiiri, bir taş bile, anlayabilene bir şeyler söyler. Bir resim, bir
fotoğraf bile bir şeyler söyler. Sözlükteki sözcükler de bir şeyler
söylüyor. Karşılarında açıklaması var. Bir şiirde sözcükler, cümleler
var; o halde nasıl oluyor da şiir bir şey anlatmaz denilebiliyor. Şiir
açıklamada bulunmak, bilgi vermek, izah etmek; inandırmak, belirtmek
için yazılmaz diyebilirsiniz. Bu doğru. Siz ``şiir bir şey anlatmaz``
dediğiniz anda -yukarıda belirttiğim gibi- ``şiir bir şey söylemez`` de
demiş oluyorsunuz; yani anlamsızlığı öneriyorsunuz bir biçimde. Edebi
tür olan şiir, dil kullanılarak yaratılır. İletişim aracı olan dil,
bunun doğal sonucu olarak anlamlıdır da. Anlamsızlığı öneren şairler,
aslında dili reddediyorlar; işte o anda, şiir saydığımız olgu tükenip
hiç olmuştur. Şiir yazarken, yeni bir dil yaratmıyoruz aslında; yani
şiir dili, bildiğimiz doğal dil anlamında yeni bir dil değil. O halde
ona neden ``şiir dili`` diyoruz? Çünkü şiir dili, kullandığımız dilin
olanaklarının zorlanmasıyla, bir bakıma aşılmasıyla ortaya çıkan
sanatlı dildir. ``Şiirde anlam aranmaz`` diyenler, şiir dilinin aynı
zamanda yan anlamlarla da oluştuğunu bilmiyorlar mı? Kuşkusuz
biliyorlardır. ``Yan anlam`` anlamsızlık değil ki. Şiir dili,
anlamsızlık bir yana, yoğun anlamlar barındırır. Uçuk sözlerle dikkat
çekmeye çalışanlar, genç şairlere kötü örnek olmaktadırlar. Şiir dili
de dahil olmak üzere, bildirisiz dil olmaz. Yani dil bir şey söyler;
dolayısıyla söylediğimiz şeyin anlamı vardır. Şiir anlamın içinde var
olabilir ancak; anlamsızlığın içinde şiirin doğumu gerçekleşemez.
Anlamsızlık dilsel anlamda yokluktur; yani yazdığınız da yok
hükmündedir. Bu yoklukta, dilsel yapı olan şiir de olamaz zaten. Değil
şiirin, notalardan oluşan bestenin bile anlamı vardır.

Bir başka sorun, şiirin akıldışı olduğu iddiasıyla yazılan
şiirlerdir. Edebi olsun olmasın, bütün ürünlerin ortaya çıkmasındaki
yaratıcı gücün kaynağı akıl ve imgelemdir. Şiirin farklı duruşu, onun
akıldışı bir etkenle oluşturulduğunu göstermez. Farklılığın ana
nedeni, sanatın (burada şiirin) aklın sınırlarını zorlamasıdır. Bu
durumu ``akıldışı`` olarak nitelemek yanlıştır. Yazılanların aklın
almayacağı şeylermiş gibi görünmesi, şiir sanatının dolaylı anlatım
olmasındandır. Şiir akıl ve imgelemle yazıldığı gibi, yine akıl ve
imgelemle çözümlenebilir ancak. Bilincin olduğu yerde akıldışılıktan
değil, yerine göre, aklın sınırlarının zorlanmasından söz edilebilir.
Akıldışı zırvadır çünkü; imgelem zenginliğiyle aklın sınırlarını
zorlamaksa, sanat  için gerekliliktir. Öğrendiğini, düşündüğünü ve
yaşamı özümseyemeyen insanın işi değildir şiir yazmak. Öğrenmek,
düşünmek ve özümsemek akıldışıyla varılabilecek olgular olmadığına
göre, şiiri aklın, aklı da şiirin düşmanı gibi göstermeye çalışmak
yanlıştır. Aklın birbirine yakın birçok tanımı var. Bu tanımlardan
biri de şudur: ``Akıl algı, düşünce, mantık ve bellek arasında eşgüdümü
sağlar. Bir görevi de seçiciliktir. Doğru ve yanlışı seçmemizi sağlar.
Ayrıca, öğrenme ve öğretme işinin yapıldığı yerdir.`` Bu durumda, şiir
akıldışıdır diyebilir misiniz?

Şiirimizdeki bir başka kara leke de Osmanlıca sözcük kullanma
hastalığıdır. Yenilik arayışlarında eskiden medet umuluyorsa;
yenilikten değil taklitten söz edilebilir. Bir şair ümmetçi ve yeni
Osmanlıcı ise, onun dil anlayışıdır diyebilirsiniz bu duruma. Ama
ortada böyle bir şey yoksa ve o şair Türkçe sözlüklerde (içinde
yabancı kökenli sözcüklerin de olduğunu hemen anımsatmalıyız) olmayan,
ancak Osmanlıca sözlüklerde bulunabilecek sözcükleri baş tacı
ediyorsa; hatta Türkçe kurallara göre değil de Farsça kurallara göre
tamlama yapıyorsa, işte orada kendini inkâr söz konusudur. Bu şair,
Osmanlıcanın konuşma dili olarak değil, yazı dili olarak
kullanıldığını bilmiyor belki de. Dil Devrimi sonrasında yapay bir dil
olan Osmanlıca değil, doğal dil olan ve konuşma dili olarak
kullandığımız Türkçe yazı dilimizde de kullanılır olmuştur. Osmanlıca
hastalığına yakalanmış şair arkadaşımız, bunu da bilmiyor belki ya da
yenilik yaptığını sanarak bu gerçeği göz ardı ediyor.

Günümüz şiirinin en önemli sorunlarından biri de olur olmaz yerde,
olur olmaz biçimde imge kullanımıdır. Kuşkusuz, imge şiirin can
damarlarındandır. Sözüm imgeye değil; imge hovardalığına, imge
avcılığına. Zorlama imgeler, şiirde eğreti durmaktadır. İlginç bir
imge buldum, hemen kullanayım, diyemeyiz. Kullandığımız yer o imgeyi
kaldırıyor mu, ilginç dediğimiz imgenin yaşamsal değeri var mı?
Örneğin ``nanemsi gözlerinde tuz ruhu aklım`` dizesinin yaşamsal değeri
var mıdır? Şu anda uydurduğum bir saçmalıktır bu. Benim saçmalık
dediğimi aratacak yüzlerce imgeye rastlayabilirsiniz günümüz şiirinde.
Şiir içtenliksiz yapaylığı, yerinde kullanılmayan ve yaşamda karşılığı
olmayan imgeleri, düzensiz savrukluğu sırtında taşımaz. Çağdaş şiir
istiyorsak, şairden çağının tanığı olmasını isteme hakkımız da
vardır, diye düşünüyorum.

Günümüz şiirinden toplumsal muhalefetin dışlanmaya çalışılması ve
bu konuda oldukça başarılı olunması apayrı, özel bir kara lekedir.
Toplum, toplumsal gibi sözcüklerden korkulmaktadır. Köşe başlarını
tutanlar böyle istemektedirler çünkü. O kişilere şirin görünerek şair
olabileceğini sanıyor birçoğumuz. Çünkü onların amacı günü
kurtarmaktır, edebiyat tarihinde iz bırakmak değil. Toplumsal içerikli
şiir yazılabilir elbette. Bu şiirlerde toplumsal muhalefet de
yapılabilir. Şiiri amaç, toplumsal içerikli düşüncelerinizi araç
olarak benimserseniz, hiç korkmayın, şiirin uzağına düşmezsiniz.
Sloganlarla dolu dizelerse, sizi şiire götürmez doğal olarak.
Toplumsal içerikli şiirleri şiirden saymayan ya da modası geçti
sananlar yanılıyor. Bildiğimiz gibi, ülkemiz ve diğer ülke
edebiyatları toplumsal içerikli politik şiirin olumlu örnekleriyle
doludur. Düzene karşı durmak politikadır, düzeni benimsemek de. 1980
sonrası şiirimizden uzaklaştırılan toplumsal muhalefet, politik karşı
duruş (aslında politikasızlık da politika sayılmalıdır), 1980 öncesi
şiirde yoğun olarak vardı. Çok başarılı toplumsal şiirler yazıldığı
gibi, sloganlaşarak sıradanlaşan dizeler de şiir sanıldı o zamanlar.
Çıplak gerçeklik dediğimiz şey aşk olabilir, iç sıkıntısı olabilir,
siyasal yanlışlıklar olabilir; her şey olabilir. Örneğin, sevgilisi
şairi terk etmiş, şair de eski günlerini arıyor ve hüzünleniyorsa, bu
çıplak gerçekliktir. Bunu aynen böyle dile getirmek, şairi doğal
olarak şiire götürmez. Söylemek istediğim şu: Aşk şiirleriyle de
sıradanlaşıp manzumelerde görülen yavanlığa düşebilirsiniz, politik
duruşlu şiirlerde de; ama bu yavanlığa düşmeyebilirsiniz de. Toplumsal
içerikli şiirlerde, diğer şiirlerde olduğu gibi, çıplak gerçeklik şair
tarafından şiirle örülmeli ve siz ancak bu örgünün içinde -biraz da
zorlanarak- çıplak gerçekliği görebilmelisiniz. Şiiri anlamanın ve
şiir yazmanın zorluğu buradadır zaten. Şiirin olmazsa olmazı, çıplak
gerçekliği şiir yapan bu örgüdür. Bunun farkına varabilmek, sıradan
okurun işi değildir. Onun için, sıradan okur şiirden anlamaz; şiir
dışı kolay sözleri şiir sanır. Toplumsalı, insani olanı düşmanca yok
sayma tavrını şiddetle öteleyebilen bir ``karşı duruş`` ivedilikle
sergilenmelidir. Bu karşı duruş sergilenmediği sürece, ülke
gerçekleriyle birlikte insan gerçeğini de dile getirmeye çalışan
şairler, şairden sayılmayacaklar; meydan, tamamen düzene ayak uyduran
şairlere kalacaktır. Şu anda meydan onların sayılır zaten. Öyle güzel
at koşturuyorlar ki istediklerini şair, istediklerini şiir diye
yutturuyorlar edebiyat dünyasına. Politikaya alet olmak ayrı şeydir,
toplumsal şiirler yazarak politik tavır koymak ayrı. Toplumsal
şiirlerin yazılmaması gerektiğini düşünüp şiirde toplumsal muhalefeti
dışlamaya çalışanlar, aslında politikasızlık politikasına alet
olanlardır. En tehlikeli politika budur. Kimse kimseyi kandırmasın.
Politikayı da içinde barındırması kaçınılmaz olan toplumsal muhalefet,
dünyanın değişik edebiyatlarındaki şiirlerde hep işlenmiştir. Edebiyat
tarihi bilgi ve bilincini taşımadan şiir yazan şairler, sadece
bugünlerde sevineceklerdir. Bugün düzen onlardan yanadır çünkü.
Onların ufukları da bugünlerle sınırlıdır zaten. Unutmamamız gereken
bir gerçek de şudur: Bugünün şairi olmayı hedefleyen, yarının şairi
olamaz.

Bütün bu yazdıklarıma karşın, belirttiğim kara lekeleri şiirine
bulaştırmayan şairlerimizin varlığı ve gün geçtikçe çoğalmasının
şiirimiz adına büyük bir kazanım olduğunu söylemek istiyorum. Bu
nedenle, şiirimizin geleceği konusunda, yüreğim umut dolu.

  #1  |  30.6.2015 19:04:11  Salı Yukarı
Yaşar Oğuz Ergun
Konu :3
Mesaj:10
Günümüz egemenleri, dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de sanatı sanatla vurma yolundadırlar. Şairine bile kapalı postmodern ve yapı-sökümcü şiir akımının neredeyse tek geçerli şiir tarzı kabul edilmeye başlandığı günümüzde, sanatı sanatla vurma ve toplumsal işlevini böylece yoketme başarılıyor. Şiirin toplumsal işlevi kadar bireysel işlevi de önemlidir ve bu işlev de bu tür akımlarda yer alamıyor. Tümüyle işlevsiz, tek 'işlevi' teknik yazın bilgisiyle şov yapmak olan şiirler baştacı ediliyor. Değerli yazar, bir şiir öğrencisi olan şahsımın duygu ve düşüncelerine tümüyle çevirmen olmuştur. Teşekkürü borç biliyorum. 

 
 
cevap
 
Cevap Formu
 Kalın  İtalik Altı Çizili  Link  Email  Resim  Liste işareti
Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle Form 'a gülücük ekle
 
 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 1
Bugünkü Ziyaretçiler:351
Dünkü Ziyaretçiler:492
Sitemizi bugüne kadar
1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter