Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
O Şarkıcı!...


O ŞARKICI!..

Onunla tanışmam çok eskiye dayanıyor, aslında bizim kuşağın tümü için geçerli belki de bu söylediğim.
Ben henüz okula gitmediğim yıllarda iki küçük ablamın sayesinde onun sesinle tanıştım. O zamanlar televizyon henüz çok yeni, radyo ise daha revaçtaydı. Tabi kasetçalarlar da yeni, yeni çıkıyordu piyasaya ama bizim evde yoktu. Ablamlar genç kız, bense çocuktum. Onlar benim ileride tanışacağım duyguları alabildiğine yaşıyorlardı. O dönemde TRT ye tek alternatif olan ve uzun dalgadan yayın yapan ‘meteoroloji radyosu’ nu dinliyorlardı. Haftalar öncesinden gönderdikleri mektuplarının istekler programında okunduğunu duyabilmek için kulakları sözde radyodaydı ama ablamlar ev temizliğindeydiler. Tabi en azından annem ve ben öyle biliyorduk. Ta ki benim; ablamı ve sonradan eniştem olacak olan o genci konuşurlarken görmeme kadar.
Onun sesi ise;

‘küçüğüm daha çok küçüğüm…’

Diyordu radyodan ve ben de öyle küçüktüm ama ablamın ‘yasak’ bir şeyler yaptığının farkındaydım ve ablamı ‘koruyacaktım’ ya! Bu ablamla eniştemi ‘yakalamamdan’ sonraki ilk ‘tepkim anneme söyleyeceğim seni’ olmuştu. Bir şeyleri anlamıyor olsam da bu ‘tehdidim’ onları çok korkutuyordu. Dediğimi yapmamam için ellerinden ne ödün geliyorsa veriyorlardı, ilk ödün de radyoyu beni yanlarında istemeseler de ablamlar la birlikte dinlemem oluyor, sonrası şekerleme ve bol, bol harçlık…

Ve O sesle sonrasında daha yakın oluyorum, söylediği çoğu şeyi anlamasam da!

‘Ellerin kolların bağlansa da
Başında kasırgalar kopsa da
Sen tüm gücünle karşı koysan da
Seni acımasız sevdaya atsalar!’

Ablamlar, bu sözleri dinleyip sevdiği gençlere aşk mektupları yazarken ben ilkokul yıllarımdayım ve onları biraz, biraz anlamaya başlıyordum galiba. Çünkü okulda biri vardı ve ben onu düşünürken o zamanıma kadar hiç tanımadığım bir keyif alıyor, radyoda ki O sese daha bir içten kulak kabartıyordum.
…

‘Vurgun yemiş misali gönlüm tutuldu aşka’

Diyordu kasette ki ses, artık teyp evimize girmişti, bende mi vurgun yemiş ve âşık olmuştum şimdilerde hatırlamıyorum ama belki de o şarkılarla o zaman öyle olduğunu düşünmek ve öyle hissetmek hoşuma gidiyordu.
Sonra, yine ablamlar dan adını öğrendim O’nun ve bir gün zamanın tek renkli ve resimli dergisi olan ‘Ses’ te resmini gördüğüm de ortaokul çağlarındaydım.    
Onun,
‘Her ayrılık bir vurgun değmeyin yaşlarıma
Benden selam söyleyin bütün aşklarıma…’

Dediği yıllardı ve ben O şarkıcının ‘selam söylediği bütün aşklarından’ birisiydim kimseler bilmese de!
Gönlümün ‘üzüm buğusunu’, ‘Firuzesini’ aradığım Delikanlılığımın; Onun da şarkısında dediği gibi;

‘Sığmıyorum dünyaya dar geliyor’

Yıllarımdı…
Ve ‘aşkla’ tanıştım televizyonda o yıllar. Allahım ayaklarım yere basmaz oldu, varsa yoksa O! En güzel kadın O, en sevilebilecek varlık yine O. Ona benzeyenler daha bir hoş geliyor gözüme hatta sırf ona benziyor diye orta sonda birine âşık oldum!

Ve ardından lise yılları… Unutamayacağım o kısa ama aslında upuzun yıllar!
…

‘Duygularına dur desen de
Susturmak ne mümkün düşüncelerimizi!’

Diyen ses daha farklı derinliklere sürüklüyordu iç dünyamda beni.

‘Öfke ile beslenen çocuklar yalnızdırlar!’

Diye şarkılar söylüyordu durmadan ama ben onun ne demek istediğini anlamıyor, sadece ezgi hoşuma gittiği için O’nu dinliyorum.
…

‘Onlar biraz terkedilmiş biraz küskün çocuktular
Sanki biraz silkelenmiş sanki yetersiz sevilmiş
Sanki utandılar kavgadan ve sustular.
Hep incileşen gözyaşları kurusun inançlarında
Sene bin dokuz yüz kırk beş onlar da hep insandılar
Ve sevgiye inandılar ve saygıya inandılar
Senin gibi benim gibi…’

Şarkısını dinlediğimde ne olmuş 1945’te acaba? Ve kim bu ‘kavgadan utananlar?’
Diye sorup o yılları kitaplardan araştırdığım yıllarımdı. Sanki biraz daha büyüyor muydum ne ben de O’nun şarkılarıyla?

‘Ve her yeni günde değişir hep bir şeyler’
Dediği gibi değişiyordum ama şarkının devamında söylediği;

‘Bilirim herkes payına düşeni yaşar.’ı henüz bilmiyordum, benim payıma ne düşecek onu da...
…

‘‘Yağmuru kim döküyor? Ünzile kaç koyun ediyor?’
Dayaktan uslanalı hiçbir şey sormuyor.’

Şarkısını çıkardığında kasabamızdaki ‘Ünzile lerin’ o yaşlarımda ancak acıyla farkına varıyor, kendimden başka dünyalarında olabileceğini anlıyordum.
…

O teypte bir şarkısında;

‘Namluna dayanıp yola bakarsın
Duruşun, bakışın yaman be Ali
Boşuna tetiği ne kurcalarsın?
Var daha ateşe zaman be Ali’

Diye haykırırken; şarkıda bahsedilen Alinin ‘Türk Filmlerindeki’ Ali olmadığını anlıyordum!
…

Ve ilerleyen yaşlarımda yakınımdaki kişilerin ‘O bir popüler şarkıcı ve onun için de ‘tukaka’’ diye Ona baktığında da ben dinlerdim Onu.
O zamanlar bile şarkılarınla aslında ‘ileriye’ kalacağını zaten kendisi biliyordu ve konserlerinde herkese;

‘Gel asırlardan uzan da tut ellerimi sımsıcak
Yoksa bendeki çocuk ta böyle çaresiz kalacak’

Diye haykırıyordu.

Ellerinden sımsıkı tuttum!
…

Ta ki şarkıların ve türkülerin belki otokontrolle gözaltında tutulduğu, söylenmesinin ve dinlenilmesinin aslında yasak olmadığı ‘özgür yasaklarla’ tanışıncaya kadar!
Ama yinede içimden onun şarkılarını söylüyordum en sıkıldığım zamanlarımda bile. Çünkü bana gizliden gizliye;

‘Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir Akdeniz olur
Gülümse!’
Diyordu.
…
Kafamın en karışık olduğu dönemlerdi o dönemlerim. Sanki tercihlerin kesin yapılması gerektiği, çizgilerinse çok daha derin çizilmesi lazımmış gibi olan dönemlerimdi ama ben bir türlü tercihlerimi yapamadığım, çizgileri de derinleştiremediğim dönemimde O bana, şarkılarıyla nereye başvurmam gerektiğini sanki işaret ediyor ve şöyle diyordu;

‘İçindeki çocuğa sarıl,
Sana ‘insanı’ anlatır
Eller günahkâr, diller günahkâr
Bir çağ yangını bu, bütün dünya günahkâr
Masum değiliz hiç birimiz!’
…

Hem âşık etmişti beni, hem de ‘adam’! Ayrıca sorgulatıyordu her şeyi;

‘Fazilet dediğin meğer masalmış
Namuslu görünmek kimlere kalmış
Zenginmiş, fakirmiş, halkmış, kralmış
Gördüm ki kimseyi takmadın namus!
Azizken gözümde sudan, ekmekten
Yoruldum uslu dur, yapma demekten
Yüzyıllardır namussuzluk etmekten
Bir türlü uslanıp, bıkmadın namus!’
…

Tabi ardından bir süre yalnız kalıyorsunuz ‘öteki’ olan düşüncelerinizle. Anlayacağınız boşluktasınız yani! Sonradan bunun seçim öncesi bir yalnızlık olduğunu ve aslında hiçbir şeyin ‘diğerlerinin’ dediği gibi bitmediğini yine kulaklarınıza O ses mırıldanıyordu.

‘Gece bitmez, gündüz bitmez
Bu yalnızlık hiç bitmez!
Ne kavgam bitti ne sevdam
Ömür geçer gönül geçmez.’
…
Ve kendi yolumun çizgileri yavaş, yavaş derinleştikçe aslında yalnızlığımın da arttığının ilk farkına varışlarımı O sanki önceden yaşamıştı ve şimdi şarkılarıyla bana yeni tanıdığım ‘beni’ anlatıyordu.

‘Anladım sonu yok yalnızlığın!
Her gün çoğalacak
Her zaman böyle miydi bilmiyorum?
Sanki dokunmazdı çocukken ağlamak.
Alışır her insan alışır zamanla
Kırılıp incinmeye
Çünkü olan; yıkılıp, yıkılıp yeniden ayağa kalkmak!
Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum…
Hadi gelin üstüme; korkmuyorum.’
…

Birçok şarkı, birçok şarkıcı giriyor zamanla hayatımıza ancak hangisi bu kadar içimize işliyor ki?
…

Ve yaşım ilerledikçe şairin otuz beş yaş şiirini yeniden okuyup daha farklı anlıyorum; çünkü O bana şairle aynı ses fakat farklı bir tonda;

‘Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler!’  
Diyordu.
…

Neden ve kimin ‘meskeninin dağlar’ olduğunu anlamanın sırasıysa;

‘Şehirler bana bir tuzak
İnsan sohbetleri yasak
Uzak olun benden uzak
Benim meskenim
Dağlardır dağlar’

Şarkısıyla geliyor ve ‘dağlara gitmeyi’ düşünüyorum nedenleri çok farklı nedenlerle!
…

Aslında henüz yirmi dört yaşında olsam bile yaşadıklarımın koca bir ömre sığmayacak kadar çok şey(!) olduğunu kavradığım zamanlarda yine Onu dinliyor ve ‘teselliğimi’ şarkılarında buluyordum;

‘Kaç sene oldu? Zaman mı durdu?
Deniz hep öyle aynı, dünya bilinmez
Taş duvar aynı kaldı.
Ümit öylece kaldı da ümit edeni söyle kim aldı?
Kaç devir geldi? Kaç nesil geçti?
Yürek öyle sevdalı, yollar kavuşmaz
Sabır öylece kaldı da sabredeni söyle kim aldı?
Bu dünya ne sana nede bana kalmaz
Sultan Süleyman’a kalmadı böyle hiçbir kitap yazmaz!
Kaç çiçek soldu? Hani bu sondu?
Hani bir sarı fırtına koptu zamansız
Kaç tohum filiz oldu?
Hani bir acı yel savurdu,
Yürekler son defa vurdu.’

Benim ‘Sultan Süleyman’ımı’, babamı kaybettiğim yıllar! Ölüm o zamanıma kadar çevremde vardı elbette ve yabancıydı bana. Bana hiç bu kadar yaklaşmamış, beni hiç bu kadar sarsmamış ve acıtmamıştı. Tanıştık… Ölümle o ilk tanışmamızdan sonra ne ben onu anladım ne o beni… hala da öyle!
…

Ve yeniden otokontrolsüz Onun şarkılarını dinlemeye başladığımda, şimdi bir huzur buluyorum şarkılarında. Öğrenme sürecinin sadece o yıllarla sınırlı olmadığını sonsuz bir süreklilikle devam ettiğinin farkına varıyorum. Onun ben küçükken benden büyük ağabeylerimi ve ablalarımı uyardığı şarkılarını şimdi yeniden dinliyorum ‘ellerimde yalandan kocaman rengârenk geçici oyuncak zaferlerle(!)’

‘Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün hatalarım
Öğünmem bu yüzden
Bu yüzden kendimi özel, önemli zannetmem.
Bu yüzden bütün saçmalamam
Yenilmem bu yüzden
Bu yüzden kendime hala güvensizliğim
Ne kadar az yol almışım
Ne kadar az yolun başındaymışım meğer
Elimde yalandan, kocaman rengârenk
Geçici oyuncak zaferler
Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden sonsuz endişem
Savunmam bu yüzden
Bu yüzden bir küçük iz bırakma için didinmem’
…
Biyolojik yaşım kaç olursa olsun umurunda değil;

‘Küçüğüm daha çok küçüğüm!’

Şarkısı hala kulaklarımda ve ben ‘içimdeki çocuğu’ asla büyütmeyeceğimin sözünü verdim kendime.
…
Ve son olarak diyorum ki; iyi ki varsın hayatımda, hayatımızda seni seviyorum, seviyoruz gönlümüzün ‘minik serçesi’ Sezen Aksu!

                                                                         24/Eylül/2006


Hüseyin Korkut
24.9.2006 22:29:31
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 2
Bugünkü Ziyaretçiler:18
Dünkü Ziyaretçiler:525
Sitemizi bugüne kadar
1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter