Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Bir Kitap Bir Portre -ıı-

ARTHUR SCHOPENHAUR ( 22 ŞUBAT1788 - 21 EYLÜL 1860)

Alman filozof. Felsefe tarihinde irrasyonalist (idealist bir eğilim...) ve karamsar olarak bilinir. En ünlü yapıtı henüz otuz yaşına varmadan yayınladığı ;İstenç ve Tasarım Olarak Dünyadır.

Schopenhaur, görünen dünyanın ardında yatan esas gerçekliğin istenç (İrade) olduğunu ileri sürdü. Schopenhaur` a göre bu istenç akılsız,bilinççisiz bir öze sahipti ve kendisini fenomenler dünyasında gösteriyordu. Bütün görünenlerin kaynağıydı. İnsan bedeni de onun eseriydi. Aklın denetiminde olmayan bu istenç insanları parmağında oynatıyor ve geçici tatminlerle ve ulaşılamayan hayallerle insanı Hiçbir zaman dışına çıkamayacağı bir bıkkınlık ve acı döngüsüne sokuyordu. Ona göre anlamsız, boş, acı dolu bu hayattan kaçınmanın tek yolu vardı; o da istencimizi öldürmek. Bu onu Hinduizm gibi dünyevi bir yaşamdan el çekmeyi ve bir keşiş gibi yaşamayı, başkalarına yardım etmeyi, mutluluğumuzu alabildiğince artırmayı öngören bir yaşam şeklini önermeye yöneltti. Felsefesi rasyonalizmin temele oturttuğu felsefe tarihinde yeni bir bakış açısı anlamına geliyordu ve psikoloji, psikanaliz,müzik, edebiyat gibi entelektüel ve sanatsal alanlarda büyük etki gösterdi.

SCHPENHAUER TEDAVİSİ

BU GÜNÜ YAŞAMA ARZUSU (IRVIN YALOM)

S44: yetenek başkalarının ulaşamadığı hedefi vuran nişancı gibidir. Dahi ise başkalarının göremediği hedefi vuran nişancı gibidir.
S47:Mutlu bir hayat olanaksızdır. İnsanın başarabileceği en iyi şey kahramanca bir hayattır.
S54:Dünyaya bakışımızın sağlam temelleri ve derinlik veya sığlığı çocukluk yıllarında oluşur. Bu görüş daha sonra özenle düzeltilir ve mükemmel hale getirilir. Ama özde değişmeden kalır.
S55: ....Johann evliliğini bir hata olarak mı görüyordu? Yıllar sonra evlilik kararıyla karşı karşıya olan diğer genç kadınları uyarırken yazdığı şu sözler: Şaşa, rütbe ve unvan genç kızların yüreği üzerinde baştan çıkartıcı bir etki yaratıp onları evlilik düğümüyle bağlar. ...bu onları hayatları boyunca en büyük cezaya katlanmak zorunda bırakan yanlış bir adımdır.
S55: Artık istediğinden daha fazla, daha ateşli âşık numarası yapmıyorum. Evin içindeki diğerleri için de bol miktarda sevgi yoktu.
S55: Anne baba arasındaki sevgi çocuklar için de sevgiyi doğurur. Zaman zaman anne babanın birbirlerine duydukları aşkın evdeki bütün sevgiyi tükettiği, geriye çocuklar için bir tek sevgi posasının kaldığı hikâyeleri anlatılır ama birinin kazancının diğerinin kaybına eşit olduğu bu ekonomik model pek anlamlı değil. Hatta tam aksi doğru gibi görünüyor. Anne sevgisinden yoksun büyüyen çocuklar kendilerini sevmek, diğerlerinin onları seveceğine inanmak veya başkalarını sevmek için gerekli olan temel güven duygusunu gerçekleştirmezler.
S73. İleriyi önceden görebilseydik, çocukların ölüme değil, hayata mahkûm olan, ama henüz cezalarının ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar bilinçsiz olan masum mahkûmlar olduğunu görebilirdik. Yine de her insan ileri yaşlara...``bu gün kötü ve her gün daha da kötüleşecek, ta ki en kötüsü olana kadar`` denebilecek durumuna ulaşmak ister.
S81: Biraz arkadaş canlısı tavır ve biraz da sıcaklıkla insanları tıpkı şekillendirebileceğimiz bal mumunu ısıtmamız gerektiği gibi yönlendirebilirsiniz.
S87:İyi yaşamayı öğrenmek için kişinin iyi ölmeyi öğrenmesi gerekir. SOKRATES
S87: Ondan vazgeçmeye istekli ve hazır olanlar dışında kimse hayatın gerçek tadını alamaz. SENEKA
S89: İnsanın başkasının meselesine girmesi kendi meselesiyle çıkmasıdır.
S91: En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ama bunu en büyük budalalığımız olduğunu da söyleyebiliriz. Çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an ciddi bir çabaya değmez.
S110: Her şey olmaya kalkan insan hiçbir şey olamaz.
S126: Hayat birbiri ardına gelen kahrolası kayıplardan ibarettir.
S127: Gençken içinde bulunduğumuz anı hep meydana gelecek daha iyi şeylerin başlangıcı olduğunu düşünüyordum. Ve sonra yıllar geçti, birden kendimi bunların tersini yaparken buldum. Yeterince yapmadığım şey, içinde bulunduğum anı takdir etmekti ve senin bağlantıyı koparma çözümündeki problem bu. Bence o görüş hayata teleskopun ters tarafından bakıyor.
S146: Her şey geçicidir diye hatırlattı kendine; bütün hayatı ve bütün deneyimleri tren penceresinden görünen manzara gibi kesin ve geri dönüşü olmayan bir şekilde akıp gidiyordu...
S149: Dün ve yarın yok. Geçmiş hatıralar, gelecek özlemler yalnızca memnuniyetsizlik yaratır. Zihinsel sükûnete giden yol şu anı gözlemekte ve farkında lığınızdan oluşan nehirde rahatsız edilmeden akıp gitmesine izin vermekte yatar.
S158: Pek çok erkek güzel bir yüzle baştan çıkar. Doğa kadınları bütün güzellikleri bir anda sergilemeye ve ``heyecan`` yaratmaya teşvik eder. Ama doğa kadınların bitmek bilmez masraflar, çocuk sevgisi, inatçılık, yaşlanmak ve birkaç yıldan sonra çirkinleşmek, aldatma, kocasını boynuzlama, kapris, garip meraklar, histeri krizleri, cehennem ve şeytan gibi pek çok kötülüğü içinde barındırdığını gizler. Bu yüzden evliliği gençlikte alınan ve yaşlılıkta ödenen bir borç olarak görüyorum.
S159: Büyük acılar daha önemsizlerin hissedilmesini engeller ve tersine, büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir.
S176: Uykuya dalmak istenilebilecek şey değil, istenmeden yapılmalı.
S176: Fenimizmin dalgaları henüz Hindistan kıyılarına çarpmamıştı.
S190: Gecenin ruh halinde demlenmeyen Hiçbir kalem edebi bir şey yazamaz.
S191: -Hayat acı çekmektir.
-Acıya bağlar neden olur.(Nesnelere, fikirlere, bireylere, hayatta kalmanın kendisine olan bağlar) -Acının panzehiri vardır: arzunun, benliğin sona erdirilmesi gibi...
-Acısız varoluşa giden belirli bir yol vardır: O da aydınlanmaya giden yoldur.
S194: Çiçek yanıt verdi: Seni aptal! Görülmek için mi açtığımı sanıyorsun? Kendi zevkim için açıyorum, başkaları için değil, çünkü hoşuma gidiyor. Aldığım zevk var olmaktan ve açmaktan ibaret.
S20 Bilinç dışımızın çoğu farkında olmadığımız beden hareketleriyle açıklanır. Başkaları bizim farkında olmadan yaptığımız şeyleri işaret ettiğinde savunmaya geçeriz.
S206: Aşk sevenin içindedir, sevilenin değil. PLATON
S206. Kimseye ihtiyaç duymamak Hiçbir zaman yalnızlık değildir.
S211: Başkasının benimle ilgili görüşleri benim kendimle ilgili görüşümü değiştirmez.
S214: Gençliğimizdeki neşelilik ve karamsarlığa kapılmama hali, kısmen hayat tepesine tırmanıyor ve tepenin öteki tarafındaki ölümü görmüyor gerçeğine dayanır.
S216: Yüksek bir dağdan görülen manzaranın kavramların genişlemesine muazzam bir katkıda bulunduğunu düşünüyorum... Bütün küçük nesneler yok oluyor ve yalnızca büyük olanlar biçimini koruyor.
S216. Felsefe yüksek bir dağ yoludur... Issız bir yoldur ve yukarı çıktıkça daha da ıssızlaşır. Bu yolu her kim izlerse hiç korkmamalı, her şeyi geride bırakmalı ve kış karında güvenle ilerlemelidir. Kısa süre içinde altındaki dünyayı görür; kumsalları ve bataklıkları gözünün önünden kaybolur, düzgün olmayan noktalar düzelir, yırtıcı sesler artık kulağına ulaşmaz. Kendisi her zaman saf ve derin dağ havasındadır ve güneşi görür, oysa aşağıdaki herkes gecenin karanlığıyla kuşatılmıştır.
S236: Bir kadının kısa süren serpilme döneminde kendini bir erkekle sınırlaması doğal olmayan bir durumdur. Kadından tek bir kişinin kullanamayacağı ve pek çoklarının istediği şeyi saklaması isteniyor. Erkek bir kerede çok fazla şey alır. Uzun vade de çok az şey. Erkekler hayatlarının yarısında zamparadırlar. Yarısında zampara.
S236: Bütün büyük şairlerin evlikleri mutsuzdur. Ve Hiçbir filozof evlenmemiştir. Demokritos, Deskardes, Platon, Spinoza, Leibriz ve Kant dahil...
S237: Çoğu erkek kadınların kötülüklerini örten dış görünüşlerine kanar. Gerçekten evlenirler ve yaşlandıklarında bunu bedelini öderler
S237: Yaşam sevgisinin yanında seks kendini bütün güdüler içinde en güçlü ve en aktif olanı şeklinde gösterir ve durmadan insanlığın daha genç kesiminin gücünün ve düşüncelerinin yarısını talep eder. Neredeyse bütün insani çabaların nihai bedelidir. En önemli ilişkiler üzerinde olumsuz bir etkisi vardır, en ciddi meşguliyetleri bozar ve bazen en büyük insan zihinlerini bir süre için şaşırtır... Seks gerçekten bütün hareketlerin ve davranışların görünmez noktasıdır ve üzerine örtülen bütün örtülere rağmen her yerde başını uzatır. Savaşların kaynağıdır ve huzurun amacıdır,.. Tükenmek bilmez zekâ kaynağı, bütün taşlamaların anahtarı, bütün gizemli imaların, bütün söylenmemiş tekliflerin ve bütün kaçamak bakışların anlamıdır, gencin ve bazen yaşlının meditasyonudur, bakire olmayanın her an düşündüğü şeydir ve bakirenin bütün iradesine karşı sürekli tekrarlanan hayalidir.
S240: Sırrım konusunda sessizliğimi korursam benim esirim olur. Eğer ağzımdan kaçırırsam ben onun esiri olurum. Sessizlik ağacında huzur meyveleri yetişir.
S254: Seks bütün güdüler içinde en güçlü ve en aktif olanıdır... Neredeyse insanın bütün çabasının nihai sonucudur. En ciddi meşguliyetlere müdahale eder ve bazen en büyük insan zihinlerini şaşırtır. Seks süprüntüleriyle müdahale etmekten ve âlimin araştırmalarına karışmaktan çekinmez.
S260: Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanırlar. Ama kısa bir süre sonra oklarının birbirleri üzerindeki etkileri görüp yeniden ayrılırlar. Isınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine kabullenecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi insanların hayatlarının boşluğundan ve tek düzeliğinden kaynaklanan toplum gereksinimi onları bir araya getirir, ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır...
S268: İnsanları keyifli ruh haline sokmanın başınıza gelen kötü bir şeyi anlatmaktan veya kişisel bir zayıflığınızı açıklamaktan daha başka yolları da vardır.
S287: İnsanlarla uğraşırken üstünlük kazanmanın tek yolu onlardan bağımsız olduğunuzu göstermektir.
-Önemsememek önemsenmemeyi getirir.
-Kibar ve dostça davranarak insanları esnek ve itaatkâr yapabilirsiniz. Bu yüzden sıcaklık bal mumu için neyse kibarlık da insan doğası için odur.
S290: Dikensiz gül yoktur. Ama gülsüz diken pek çoktur.
S293: İsteriz, isteriz, isteriz. Farkında lığa ulaşan herkes için bilinç dışının kanatlarında bekleyen gereksinimler vardır. İstenç bizi amansızca tahrik eder, çünkü bir istek bir kez doyurulduğunda yerine hemen yenisi, sonra bir başkası ve sonra bir başkası konur. Bu durum hayat boyu devam eder.
S93: İnsan hayatı doyumsuzluğun takip ettiği bir gereksinim mili üzerinde ebediyen döner. Doymuşluk bize yeter mi? Yalnızca kısa bir süre için... Neredeyse hemen can sıkıntısı devreye girer ve bu kez can sıkıntısının dehşetinden kaçmak için bir kez daha harekete geçeriz. İş, endişe, didinme ve sıkıntı neredeyse herkesi hayatları boyunca etkiler. Ama her arzu ortaya çıkar çıkmaz doyurulursa insanlar hayatlarını nasıl meşgul edip zamanlarını nasıl geçirirler? İnsan ırkının her şeyin otomatik olarak yetiştiği bir ütopyaya götürüldüğünü düşünün. Herkesin sevgilisini hemen bulduğu ve elinde tutmakta zorluk çekmediği bir yere; o zaman insanlar can sıkıntısından ölür ya da kendilerini asardı; ya da dövüşür, birbirlerini gırtlaklar ve öldürür ve dolayısıyla kendilerine şu anda doğa tarafından verilen daha büyük bir acı verirlerdi.
S294: İnsan hayatı sonsuz bir isteme, tatmin olma, can sıkıntısı ve sonra yeniden isteme döngüsünden başka nedir ki? Bu bütün canlı türleri için geçerli midir? Bu durum insanlar için en kötüsüdür.
S294: İnsan başta hiç mutlu değildir, ama bütün hayatını kendisini mutlu edeceği şeyin peşinde çabalayarak geçirir, nadiren amacına ulaşır. Ulaştığında da yalnızca düş kırıklığıyla karşılaşır. Sonunda bir enkaz gibidir ve limana direkleri ve donanımları yok olmuş bir şekilde gelir. Ondan sonra da mutluluk ya da mutsuzluk aynıdır. Çünkü hayatı içinde bulunduğu her dakika yok olan andan fazlası değildir. Ve şimdi de sona ermektedir.
S294: Trajik bir inişten ibaret olan hayat yalnızca acımasız değil, tamamen kaprislidir de...
S 294: Neşelenmek için bir nedenimiz olduğunda bütün dünya gülümseyen bir özellik taşır. Ve keder üzerimize çöktüğünde dünya karanlık ve kasvetli bir hal alır.
S308: Ölümden önceki karanlık ve ölümden sonraki karanlık... Sonrası konusunda bu kadar endişelenip, önceki konusunda hiç düşünmemiz ne kadar garip.
S313: Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir. Hayatın ilk yarısındaki herkes işlemenin ön tarafını görür. İkinci yarısında ise tersini. İkincisi o kadar güzel değildir, ama daha öğreticidir. Çünkü iplerin birbirine geçtiğini görmenizi sağlar.
S321: Bilgi sınırlıdır, yalnızca aptallık sınırsızdır.
S339: Galiba ben aşırı bağlanmaktan acı çekiyorum.
S339: Göreli mutluluk üç kaynaktan gelir.
-Kişinin olduğu şey
-Kişinin sahip olduğu şey
-Kişinin diğerlerini gözlerinde temsil ettiği şey.
S339: Sahip olduğumuz şeyler çoğu kez bize sahip olur.
S341: Gerçek şeyler verirsen, gerçek şeyler alırsın
S351: Gençlerin bakış açısından bakıldığında hayat sonsuz derecede uzun bir yolculuktur. Yaşlılıktan bakınca çok kısa bir geçmişe benzer. Gemiyle uzaklaştığınızda kıyıdaki nesneler daha küçük, tanınması ve ayırt edilmesi daha zor hale gelirler, aynı şekilde olaylar ve etkinliklerle dolu geçmiş yıllarınızı da tanıyamazsınız.
S361: Bir şeyi isteriz alırız. Kısa süre sonra tatmin yaşarız. Bu tatmin hızla sıkıntıya dönüşür ve ardından mutlaka bir sonraki ``istiyorum`` gelir. Arzuyu doyurarak kurtuluş yoktur. İnsanın bu çarktan hemen atlaması gerekir.
S363: ``Yıllar önce sen ve ben kısa süreli toplumsal bir sözleşme yaptık. Birbirimize cinsel heyecan ve rahatlamalar sunduk. Ben kendi görevimi yerine getirdim. Senin de cinsel açıdan memnun olmanı sağladım ve başka bir yükümlülüğüm olduğunu düşünmedim. Gerçek şu ki ben bir şey aldım, sen de öyle. Sana Hiçbir şey borçlu değilim.``
S368: Gençliğimde bile, başkaları mal mülk edinmek için çabalarken benim bu tür şeylere başvurmak zorunda olmadığımı, çünkü içimde bütün mallardan daha değerli olan bir hazine taşıdığımı fark ettim. En önemli şey zihinsel gelişimin ve tam bağımsızlığın temel koşul olduğu bu hazineyi güçlendirmekti... İnsanın doğasının ve haklarının tersine gücümü kendi saadetimin artırılmasından almak zorundaydım. Böylece bu gücü insanlığın hizmetine sunabildim.
S403: İnsan zamanla kendi malının malı haline gelir
S403: İnsanların kendilik değeri veya içsel erdemi en önemli malıyken ikincil olan şöhret yalnızca bu erdemin gölgesidir. Gerçekten önemli olan şöhret değil, onu nasıl hak ettiğimizdir.
S403: Şöhret arzusundan kurtulmak etimizdeki acı veren bir dikeni çıkarmaya benzer.
S404: Hepimiz yaşamaya mahkûmuz ve mümkün olduğunca az acıyla nasıl yaşamamız gerektiğini düşünmeliyiz.
S405: Acımızın ortaklığı aracılığıyla önlenemez bir şekilde birbirimize bağlıyız.

``Bu Günü Yaşama Arzusun`dan`` alıntıdır. (İ.YALOM)



(...)

Elinden kitap düşürmeyen, ağır, oturaklı, düşünceli, bilge tavırlı kişiler vardır...
Acaba bu kişiler gerçekten bilge midir? Çok okumak insanı çok kültürlü yapar mı? Yoksa ahmaklaştırır mı? İkincisi de mümkündür, diyor filozofumuz Schopenhauer...
Onun ''Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine'' adlı kitabını okuyoruz:

''Okurken bir başka kimse bizim için düşünür; biz sadece onun zihin sürecini takip etmekle yetiniriz. Nasıl ki öğrenci yazmayı öğrenirken öğretmen tarafından kalemle çizilmiş yerleri takip eder; okurken de tıpkı bunun gibidir; düşünme işinin büyük bölümü zaten bizim için bitirilmiştir. Bunun içindir ki kendi düşüncelerimizle meşgul olduktan sonra elimize bir kitap almak bizi her zaman bir parça rahatlatır. Fakat okurken zihnimiz aslında başka birisinin düşüncelerinin oyun alanından başka bir şey değildir. Ve dolayısıyla öyle olur ki, çok fazla - yani neredeyse bütün gün okuyan - ve arada düşünmeksizin geçirilen eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder, tıpkı at üstünden inmeyen adamın sonunda yürümeyi unutması gibi... Bir çok eğitimli adamın durumu farklı değildir. Okumak kendilerini ahmaklaştırır.`` Peki ne yapmalı? ``Okunan şeyler ancak düşünmeyle hazmedilir, `` diyor Schopenhauer...Okunan konular üzerinde düşünmeli,içselleştirilmeli, hazmedilmeli...Yapılması gereken bu.





sabri Gülal
15.11.2009 23:42:15
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 1
Bugünkü Ziyaretçiler:131
Dünkü Ziyaretçiler:408
Sitemizi bugüne kadar
1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter