Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Üç Ayaklı Masa


Yeni bir yıl daha kapımızda. Ne kaldı ki şunun şurasında? Çat kapı geliverdi...O da, bir yıl sonra eskiyen yıllar gibi sessizce çekip gidecek... Geçen yıl, daha önceki yıl diye söz ettirecek kendisinden.

Bir daha ne zaman gelir kimseler bilmez. Bilmekte mümkün değil zaten.  

Yeryüzünde konuk olan  insanlar gelecek iki bin dokuzu nasıl karşılar? Bir başka deyişle kaç bin yıl, ya da milyon, veya milyar yıl sonra karşılanır ki, iki bin dokuz?

A. Einstein; ``Üçüncü dünya savaşında hangi silahlar kullanılacak bilmiyorum, ama dördüncüsü taş ve sopa ile yapılacak`` diye söylemiş.

Şimdi geçip giden ve içerisinde bulunduğumuz iki bin dokuzu uğurlama zamanı...

Sizde nasıl bir yaralar açtıysa yine de unutmaya çalışın. Yakışır bir şekilde uğurlayın onu. Çünkü kendi çemberinde kendisine misafir olduk.
***
Gelecek iki bin dokuzda insanlar iş için Dünyadan gezegenlere gidip akşama dönerler mi acaba? Geç kaldıklarında da, bekleyenlerine: ``Kusura bakma gelirken Jüpiter`e, oradan da marsa uğradım derler mi? Ya da Merih`e, Uranüs`e, Satürn`e...Ya da ``Benim kız Merih`te, oğlan Satürn`de bir okul kazandı`` konuşmalar olur mu?

Belki, ateş daha bulunmamış olur. Ya da tekerlek, yahut insanlar daha evrim geçirmemiş olur...vs.

Tabii ki bunların hepsi hayal mi diye insan kendisine soramadan edemiyor.
***
Zamanı sonra kullanırım deyip bir köşeye bırakamazsınız. Geriye doğru çalıştıramazsınız. Nakittir ama hiçbir zaman üzeri verilmez. Hiçbir dönemde de yıpratamazsınız zamanı. Ve hiçbir yerde sizi beklemeden gelir geçer de, umurunda bile olmazsınız...Onun için her saniyenin değeri bilinmesi gerekir...Çünkü,  devamlı sizi yıpratırken kendisi hiç yıpranmaz. Bunu yaparken de fark etmediğiniz, ya da önemsemediğiniz sayılı dakikalarınıza bir çizgi atar ve gider...

Şimdide bir öykü

Yaşı geçkince bir adamın kendisinden çok daha genç, güzel mi güzel bir sevgilisi varmış. Adam sevgilisini o kadar çok seviyor, o kadar çok seviyormuş ki, bunu nasıl ifade edeceğini bir türlü bilemiyormuş. Onunla konuşurken küçücük bir kız çocuğuna davranır gibi, devamlı, ``Minik tombişim, kınalı kuzum, tombiş tatlısı, tombiş kirazım, tombiş kumrum, vs.`` diye hitap ediyormuş. Sevgilisi de bundan çok hoşlanıyor, hatta onun böyle seslenmediği zamanlar neredeyse alınır, ``Artık bana isimler takmıyorsun...En azından tombişim diye seslen,``diyormuş.

Aralık ayının son günlerinde yaşı geçmiş adamın sevgilisin başka bir eve taşınması gerekmiş. Konuşmaları arasında ona,``Hem yeni yıl geliyor, hem de yeni eve yeni bir mutfak masası almayı düşünüyorum, ama çok farklı bir şey olsun istiyorum `` demiş.

O da, o andan itibaren sevgilisinden habersiz üç ayaklı bir masa aramaya başlamış. Dolaşmadığı yer kalmamış. Kime sorduysa hep dört ayaklı masa varmış. Bugün-yarın, bugün-yarın derken, bir yerde aradığı masayı bulmuş. Tam istediği gibi üç ayaklı, çok güzel ahşap bir masa. Üç tane de sandalyesi varmış. Hemen içeriye girip, ``Günlerdir böyle bir masa arıyordum, nihayet buldum,`` deyip masayı almak istemiş.

Mağaza sahibi de ona; ``Neden üç ayaklı masa?`` diye sormuş.

``Yere sağlam basar, her koşulda ayakta durabilir onun için,`` diye cevap vermiş.

Satıcıyla anlaştıktan sonra, peşinden de, ``Sizden bir ricam olacak, beni kırmazsınız sanırım, parası neyse veririm,`` deyip, ``Bir plaket üzerine yazılmış üç ayrı kelimeyi masanın ayakları üzerine, dördüncüyü de masanın üzerine yapıştırmanızı isteyeceğim... Bunlar,`` `saygı, güven, hoşgörü... Üzerine de sevgi,` ``demiş.

Mağaza sahibi,``Bu yazılar neyin nesi,`` diye sormuş.

Yaşı geçkin adam, ``Bunun adı sevgi masası...Etrafında toplanan kişiler farkında olmasalar da, bu ilkelere bağlı kalırlar,``  deyip ödemesini yaparak; ``Üç gün sonra gelip nereye gideceğine dair adres vereceğim,`` deyip mağazadan ayrılmış.

Üçüncü gün gittiğinde masayı o kadar beğenmiş, o kadar beğenmiş ki, teşekkür edip hemen adresi vermiş ve kendince şiirler mırıldanarak mağazadan ayrılmış.

Ertesi gün aynı mağazanın önünden geçerken satın aldığı masayı vitrinde görünce şaşırıp kalmış. Aceleyle içeriye girip ;``Neden burada duruyor?``diye sormuş.

``Verdiğiniz adreste kimseler yoktu. Taşınmışlar. Komşuları da nereye taşındıklarını bilmiyormuş. Onun için geri geldik. Sizin adresinizi de bilmediğimizden vitrine koyduk. Zaten herkes satın almak istiyor. İstersen masayı götürebilirsin,`` demişler.

``Yok yok , sizde kalsın, ben yine uğrarım,`` deyip ayrılmış oradan.

Yaşı geçkin adamla sevgilisi bir hafta sonra yeniden buluştuklarında sevgilisi ona, ``Nihayet istediğim masayı buldum ve aldım... Bir görsen çok çok güzel, tam istediğim gibi,`` demiş.

O da, ``Tombiş kumrum, o zaman masanın adı sevgi masası olsun. Saygı, güven, hoşgörünün harmanlandığı sevgi masası...`` demiş ve biraz sohbetten sonra ayrılmışlar..

Yaşı geçmiş adam mağazanın önünden geçerken içeriye girince mağaza sahibi; ``Bey amca masayı almaya mı geldin?`` dediğinde,`` Hayır, hayır kalsın. Siz de çok sevdiniz onu. Devamlı vitrinde kalırsa mutlu olurum. Ama sizden bir ricam daha var... Üzerinde devamlı bir kasımpatı buketi olsa çok güzel olur,`` demiş.

O günden sonra da, yaşı geçkin adam üç günde bir üç ayaklı masayı görmek için sık sık mağazaya gidermiş. Her gittiğinde de mevsimine göre birer demet kır çiçeği, ama sonbaharda muhakkak kasımpatı olurmuş elinde. Bu durum üç yıl devam etmiş. Son yılda da bu çiçekleri göndermeye başlamış.

Mağaza sahibi yaşı geçkin adamı merak edip, evine gitmek istemiş. Çiçek getiren çocuğa, ``Bey amca hiç görünmüyor, nerelerde,`` diye sormuş.

Çocuk, ``Ben kendisini tanımıyorum, patron tanır. Zaten iki hafta daha gelecekmiş çiçek, sonra bitiyor,`` demiş.

Mağaza sahibi çiçekçi dükkanına gittiğinde, `` Uzun süredir görünmüyor, bize altı aylık çiçek parasını vermişti. Sonra telefon edip eve çağırdı, altı aylık daha verdi, bir daha da görünmedi,`` demiş ve adresini mağaza sahibine vermiş.

Evine gittiğinde, karısı, ``Şirini mi soruyorsun beyefendi,`` demiş mağaza sahibine. ``Aslında onun adı Şirin değil de, biz ona son birkaç zamandır hep şirin diye sesleniyoruz. Bu isim çok hoşuna gidiyordu. Şirince diye bir yer varmış, orayı anlata anlata bitiremezdi. Hatta son sözleri Şirinceydi... Altı ay önce kendisini kaybettik. Siz nereden tanıyorsunuz?`` diye de eklemiş.

Mağaza sahibi, ``Tanıyorum işte teyze,`` deyip ayrılırken, `` Bir çay içseydiniz, demiş,`` kadın. O da, ``İşim var gitmem gerek,`` diye çıkıp, çiçekçiden bir demet kasımpatı alıp mağazasına dönmüş.

Aradan bir yıl kadar geçtikten sonra yaşı geçkin adamın biraz yaşlanan tombiş kumrusu kızıyla dolaşırken vitrindeki masayı üzerinde bir demet kasımpatıyla görüp, ayakları ve üzerindeki yazıyı okuyunca heyecanla  içeriye girip; `` Bu masanın fiyatı nedir,`` diye sormuş.

``O masa satılık değil,`` demiş mağaza sahibi. ``Lütfen çok istiyorum, kaç paraysa fazlasıyla veririm,`` demesine rağmen kabul etmemişler.

Yaşı geçkin adamın biraz yaşlanmış tombiş kumrusu düşecek gibi olunca oturmuş, bir bardak su istemiş.

Mağaza sahibi, `` Bir şey mi oldu teyze,`` diye sorunca, ``Bir bardak su lütfen,`` demiş yeniden.

O anda ortalığı sessizilik kaplamış. Mağaza sahibi de masanın hikayesini anlatmaya başlamış

``Şirince diye, birazcık yaşı geçkin bir adam vardı. Bu masayı dört yıl kadar önce yaptırdı ve bir adrese gönderdi. Gittiğimizde ev bom boştu. Taşınmışlar, kimseler de bilmiyordu nereye taşındıklarını ve geri döndük. Kendisi de almadı masayı. Önceleri her hafta bir demet kasımpatı ve kır çiçekleri getirirdi. Bu durum buçuk yıl kadar devam etti. Sonra çiçekçi getirmeye başladı. Merak edip evine gittiğimde, hayatta olmadığını öğrendim. Sanırım bir buçuk yıl kadar oldu. O günden sonra masayı isteyenler çok oldu. Ama her gelene satılık değil dedim. İşte o günden beri masanın üzerinde sonbahara kadar kır çiçekleri, sonra da kasımpatılar devamlı durur. Hiç çiçeksiz günü olmadı. Bunu Şirince amcanın bir vasiyeti olarak düşündük,`` demiş.

Üç ayaklı masa hala satılık değilmiş...S/G


Yeni yılınız kutlu olsun efendim...Yeniden gelecek yıllar sizleri yıldırmasın, ve her gelen yeni yıl geçmiş yıllarınızı aratmasın...

http://blog.milliyet.com.tr/sabrigulal

sabri Gülal
17.12.2009 00:12:38
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 4
Bugünkü Ziyaretçiler:16
Dünkü Ziyaretçiler:525
Sitemizi bugüne kadar
1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter