Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Gençlik ve Sanat

Selam Gençlik… Sevgi sevgi canlanıyorsa
toprak, sevgi sevgi çarpıyorsa yürek,
sizin içindir. Çünkü sevgi sizsiniz…
(“Gençlik sevgidir” Suna TANALTAY)


   Gençlik dendiğinde aklıma hep Mustafa Kemal ATATÜRK ve gençliğe inancı gelir. Gençliğe Hitabesi ve çok iyi bilinmese de Bursa Nutku, içerdikleri anlamlar bakımından Atamızın bu inancının en önemli kanıtlarıdır. Bu nedenle 19 Mayıs’ın her yıl Gençlik Bayramı olarak kutlanması da çok doğaldır. Ulusal Direniş’in veya Attila İLHAN’ın deyimiyle Anadolu İhtilali’nin başlangıcı olan 19 Mayıs tarihi bir süreci tanımlar ve o süreç içerisinde nasıl bir düşmanla, hangi şartlarda mücadele edildiği bilincini de saklar. Düşmanın niteliği bakımından aynı durumun tekrar edebileceğini vurgulayarak, gençliğe ulusal direnişin sonsuz nöbetini bırakır. Bu nöbet vatan savunmasıdır. Ancak bir de Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Türk Ulusal Demokratik Devrimi’nin geleceğine yönelik gençlikten bekledikleri vardır. Attila İLHAN, 17 Aralık 1982 tarihli,  “Mustafa Kemal’in Ümidi…” adlı yazısının bir yerinde, bu ümidi Vatan Gençliği’nin kültürel bir görevi olarak şöyle dile getirir. “Mustafa Kemal’in ümidi, gelecek nesillerin ulusal olanakları akıllıca değerlendirip, gittikçe ulusallaşacak Cumhuriyet kurumlarından, laik cumhuriyetin özgün değerler sistemini yaratacağı idi.” Evet, bundan sonrası bir yer de Ulusal Kültür Savaşı’dır. Onun içerisinde hem savunma, hem de ulusal gelişme vardır.
   Destanlarda, yazıtlarda hayatın simgesi hep akıp giden bir su olmuştur.  Bana göre gençlik, bu akan suyun delişmen ve güçlü dönemi olan nehirle simgeleşir. Burada gözden kaçabilecek en önemli detay, olgunluğun, nehir simgesi içerisinde bir anlam olarak algımızdan saklı kalışıdır. Çünkü nehirler sahip oldukları suyun inanılmaz gücüne rağmen mutlaka yataklarında, düşey cazibelerinin yönünde akarlar. Nehrin tüm coşkusuyla yatağında akması, nehir simgesinde saklı olan olgunluktur. Evet, değerlendireceğim gençlik, işte böyle nehir olan bir gençliktir. Delişmen, güçlü, coşkulu ama yatağı belirli bir nehir. Direnen ve gelişen bir kültür nehri… Psikolog Suna TANALTAY da, “Gençlik Sevgidir” adlı kitabında gençliği tanımlarken olgunluğa yer verir. “Zekânın en parlak olduğu dönemdir gençlik ve duyguların ırmak olup aktığı… Bazen de sel suları gibi coştuğu… İşte bu sel suları çok dikkatli olmalı. Nehirlerin rejimleri düzgündür, bilirsiniz. Taşmaz. Sular, seller basmaz yöreyi. Oysa dağlardan kopup gelen yayla suları ovayı bilmez ve durduramaz kendini.” Böylece o da olgunluğun gerekliliğinden söz eder.
   Öyle bir kentte yaşıyoruz ki, nehir dendiğinde, bu kentin tüm insanlarının diline hemen bir isim oturuverir. “Büyük Menderes Nehri…” Meandros ismiyle tarihten çıkıp, “kıvrıla kıvrıla akan” anlamıyla günümüze kadar gelen Büyük Menderes Nehri, ilimiz sınırları içerisinde yüzyıllar boyunca yepyeni bir coğrafya yaratmıştır. Evet, bir toplumun gençliği de, yeri geldiğinde ülkesine ait çağdaş bir coğrafya yaratan bir nehirdir. Bu yaratıcılığın temelinde sahiplenme ve aidiyet kavramları vardır. Nehirler, coğrafyalarına yenilik içeren bereketlerini vermek için akarlar. Bunu gerçekleştirmek güç ister. Bu güç de sadece bilgi, birikim ve sevgi ile edinilir.  
    “Genç insan hız demektir. Hareket ve canlılık demektir. Irmaklarca coşku demektir.” Değerlendirmesiyle, gençlerin düşünce ve duygusal coşkularıyla hızın ta kendileri olduğunu vurgular Suna TANALTAY ve coşkulu bir ırmağa da benzetir gençliği. Gençliğin coşkulu akışı aslında yaratıcılığıdır. Yaratıcılıkta en önemli unsur ise zamandır. Özellikle günümüz teknolojik gelişmeleri düşünüldüğünde, zamanın görsel değerini artıranın hız faktörü olduğu kolaylıkla anlaşılır. Teknolojik farklar düşünüldüğünde, benim gençlik dönemimle günümüz gençliği arasında, yaratıcılık açısında yadsınamaz bir hız farkı vardır. Ancak günümüzde hız, fiziksel tanımını aşmış, bir ideoloji şeklinde kabul edilmeye başlanmıştır. Dünyanın küresel geleceğinin verimli tarlalarını oluşturacak, toplumsuz insanın yaratılmasında kullanılan bir ideoloji...  
   Nehirlerin kıvrıla kıvrıla, tüm olgunluklarıyla akarak geçtiği coğrafyalarının tarihsel bilincine sahip olmaları gerekir. Ulusal bilinç ve aidiyete buradan ulaşılacaktır. Ulusal bilince sahip olmayan nehirler hızlarına yenilerek, liberal açılımlara çok kolay yatak değiştirebilir. Ben nehirlerin yaratıcılıklarının, kıvrıla kıvrıla aktıkları topraklara uygun toplumsal bir estetikle bereketleneceğine inanıyorum ve böyle bir hıza da can feda diyorum.
   Yarım yüzyıllık yaşımla, edebiyatın şiir, öykü, deneme, makale türlerinde aldığım yolu, kazandığım deneyim ile bu yolculukta harcadığım zamanı değerlendirdiğimde, ürünlerimi çok geç ve nehir dönemimin denize varış dinginliğiyle topluma sunmaya karar verdiğimi görüyorum. O nedenle hep dediğim şudur ki: “Genç Kalemlere ihtiyacımız var. Gençlere, ürünlerini topluma sunma kararlarını ne kadar erken aldırabilir ve nehir dönemleri, dingin varışlara ermeden yazarlık cübbesini sırtlarına giydirebilirsek, kültürümüz o kadar gelişir. Unutmayalım ki, her nehir ilk uyandığında, içsel birikimi, yazın özlemi ve yayın sevdasıyla bir taşkını barındırır. Yatağını bulma dönemi sürecinde sel gibidir. Her yerden akıp, önüne ne gelirse ezip geçer. Bu dönem aslında sanatsal estetik bağlamda, kendi akış yönleri olan söz söyleme öznelliklerini belirleme dönemidir. İşte genç kalemlere, tam da bu dönemlerinde ulaşılması ve yardım edilmesi gerekir.  Bunu olanaksızlıklar içerisinde kalıp coşkularını yitirmemeleri ve yataklarını belirleme sürelerini kısaltabilmek için yapmalıyız.”
   Gençliğin sevgisinin bir tarafının sevinç, bir tarafının hüzün olduğunu söyler Suna TANALTAY. Bu önermesiyle genç insanın duyarlılığını ve kırılganlığını da betimler. Aslında bu önerme, genç insanın sel veya taşkın halinin de kanıtıdır. İşte bu taşkın halini, olgun bir nehre dönüştürecek kültürel yönlendirmede dikkat edilecek en öznel yöntem ise yine Suna TANALTAY’a göre gençliğin sevgisi ile güvenme olgusuna özen göstermektir.  
   Yazım okunduktan sonra okuyucunun: “Başlıkta belirtilen sanat, yazının neresinde?” sorusunu sorabilme olasılığına, bir yanıt bırakmak istiyorum. Sanat, kültür ve bilgi ile anlamlanan bilincin çözdüğü gizemdir. Sanat, estetik kazanımlarla beslenen insan olma onurunun toplumsallaşmasıdır. Sanat, ulusal bilinci olumsuz hale getirebilecek turuncu gösterileri ayırt edebilmektir. Sanat, gerçek ile sanalı ayırt edebilmek ve makamınızın yükselmesiyle alçalan gönlünüzün nezaketidir.
   Dinginleşen nehirlerimiz varışlarına eklenmeden önce köpük köpük coşku, inanç ve gülümseyen aidiyetleriyle, delişmen yeni nehirlerin ulusal coğrafyamıza bereketlerini sunması gerektiği inancım ve sevgiyle…



N. Savaş Gündoğdu
26.7.2011 14:16:31
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
Son 5 yorum
2 yorum yapıldı 
#2   N. Savaş Gündoğdu 26.7.2011 21:37:45
 Ne güzel ve ne kadar doğru demişsin. Kimin önüne koyduysak şiirimizi, ellerinde kalem, kendi dizelerini yaratmadılar mı; çize çize bizim sözcüklerimizi... Yüreğine sağlık Gaye ÇOĞAL, teşekkürler.
#1   Gaye Çoğal 26.7.2011 17:36:14
 Ancak gençliğin işi bu bağlamda oldukça zor. Çünkü büyüklerin her biri ayrı bir notaya basıyor. Birinin "olur" dediğine bir başkası "bu ne biçim bir şiir, öykü, eser, vs" diyor. Adını duyurabilmek için birilerinin koltuk altına sığınmak gerekiyor. Tabii bu sığınma esnasında o gencin kalemi kendi özgünlüğünü yitirip, koltuğuna sığındığı büyüğünün kalemine dönüşüyor. Sizin deyiminizle ilk başta çoşkun akan nehir kendi yatağını yapabilmek için çıktığı yolda, çoşkusunu yitirmiş bir şekilde cılız ve zoraki akışı olan küçük bir dereye dönüşüyor.

Gençlere ihtiyacımız kesinlikle var, genç yüreklere, genç kalemlere, genç seslere, genç gözlere, ancak onlar kadar ihtiyacımız olan bir şey daha var ki, doğru klavuzluk yapacak büyükler olmalı. Gencin özgünlüğünü bozmadan, onu yolundan çıkarmadan, aktığı yerde kendi yatağını yapması için uğraşan büyüklere de çok ihtiyacımız var.
 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 5
Bugünkü Ziyaretçiler:131
Dünkü Ziyaretçiler:408
Sitemizi bugüne kadar
1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter