Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Geldi Gidiş Zamanı

Bilinmeyen bir yol kenarında kahverengiye bürünmüş bedenlerini bir bakirenin masumane  soyunuşu gibi üzerinden atıp giysilerini yerlere savurmuş ağaçların yıkılma zamanı şimdi. Gidiş zamanının yıl dönümü, Hazan Mevsimi gibi... Bir kadın çığlığı kulakları çınlatan ve çağırmakta sonsuza gideni. Gelmelerin zamanı geçmişti kendince  ve yüreği bu hazanla solmuştu birkaç yıl önce. Oysa yeşermeliydi geçen yıl solan yaseminler geri dönüşlerle ve söylenmeliydi en mutlu şarkılar kavuşmalarla... Ondan başkaları da özlemin sarı sıcaklığını ve akşam kızıllığını bırakıyordu ağlayan mavinin yüreğine. Hangisi çağırsa derinden, gelen bir gidendi aynı zamanda  ve sadece sesleriydi geri dönen, sonsuz dünyaya ulaşmıyordu feryatları, yürekleri garip bir girdabı saklıyordu bekleyen ve beklenilen arasındaki. Terk etmiyordu elleri yüreğinde olan ama yine o başlatmıştı gidişin öyküsünü. Dönebileceği umutlarını tüketmişken  devamı gelir mi yaşamın, devam eder mi, ya da devam etmeye çabalar mı söz gitmelere gelmişken o giden için ve gelebilir mi sonsuz yolculuk tamamlanmışken. Açılan fallar da geri getirmez ki artık onu, diller lâl esaretinden kurtulamıyorken. O uzun yoldur belki de geri dönemeyişlerindeki sessizlik, belki gidişlerin kızıl yoluna serilmiştir huzuru, güneşin toprağa düşen renklerine bakmıyordur toprak altında kapalı kahverengi gözleri, gidenler gelenler midir, yoksa gidenler gelecek olan mıdır, gerçek dünyaya gidip de beklenmelerinin ardından köşe başında ayak bastığı taşı sevdirenler midir özlenen. Önemi var mı ölüm acısının törenlerinde sevdanın. Kaçı dönmüş gidenlerden bu feryatlara dönüp arkasına bakanın.  Yüreklerin  zindanlarında kaçı kurtulmuş bileklerindeki zincirlerinden bu törene yetişmek için. Dün istemeden bırakıp gittiği yüzünü döndüğü yerde kim karşılayacak onu bekleyenlerden başka ve ne olacak yanan yüreklere su serpecek olan aldatmacada bu sefil yaşamın içindeki sonu gelmiş düşlerde. Kim ne söyleyecek mühürlü dudaklarıyla, kim ne duyacak kulaklarında sadece onun sesi varken. Ne anlayacak zihni, ne algılayacak sadece onu düşünürken. Şimdi yaşamak zamanı mıdır, yoksa yattığı yerde uyanmamak üzere yatan gidenin duyamadığı sessiz çığlıkların saklandığı kara karanlığa bürünmüş sokakların ortasında kızıla boyamak mıdır ellerini. Kim kimin yüreğini saklamıştır toprağa ve   bu uzun yolun neresinde tükenir ümitler, sevdayı neresinde  saklar toprak altında yürek.  Yoksa yürek de ölmüş müdür ki her daim dolu yağdırdığı bedenleri terk eden. Eskir mi, yitip gider mi gidenle çürür mü toprağın altında teslim olur mu rengini bilmediğiniz o kurtlara.
Sevdasını mumyalamalı mı geride kalan, yalnızlıktan mı geçmeli bundan sonra yaşam gidenle bütünleşip, hazan Mevsimlerinin ötesinde yüreklerin  sahile delicesine yalvaran çırpınışlarına mı benzer denizlerin hırçın kavgalarında ve kayalara mı özenmeli mağrur kavuşmaları sabırsızca beklerken. O mavi gözyaşlarını akıtan kadının sessiz ağlamalarına kapatmaz mı sıcaklığını güneş ve geceye demez mi geç yerime diye. Toprağında gözyaşı dökmez mi açan çiçekler, hep mavide kalmayacak mıydı düşler, neden Lacivert’in bulanıklığı ile hala acısı durmakta yenilen ani tokatla serseme dönenlerin yanaklarındaki alev.  Tüm çırılçıplaklığıyla ve utanmazlığıyla gülmeli miydi toprak karşında onu senden aldım diye...
Şimdi ne anlatacaklar geçmişe dair gelmeyecek geleceklerine ağlamalarının ardından.  Öykülerini toprağın koparıp aldığını, düşlerindeki mavinin solduğunu ve son yazısındaki “Doğan” ın uçmuyor, uçamıyor olduğunu gökyüzünde, sadece artık öylesine uçan kanatsız bir kuş olduğunu ve öğrendiklerini unuttuğunu öğretenin susmuşluğundaki sessizliğiyle. Yüreğini kaybeden bedenler terk ediyor kimsesiz kalmış ellerini ve dünyanın sonu gelecek yüzünü gerçek dünyaya dönünce, yaşamak  anlamını yitirmiş olacak, yan yana gelince gidenlerin geri gelmediği bekleyenlerin beklenilenin yanına gidişlerinde. Gidenin bıraktığı gelmelerde değil artık yürek ateşinin kızılı terk eden gülümseyişi. Kan sıcaklığında yaşamak mı özleyenin düşleri, birileri ``hadi artık tut hayatın ucundan kıyısından`` demeyecek mi? Sonsuz sessizlik iki metre altında sürüp gidecek mi toprağın altında ve başında ağlayan o uzaktaki kadının kızıl damlalarıyla mı büyüyecek toprağı üzerindeki sarı yasemin, temizleyebilecek mi yüreğindeki isyanı, sonsuz karanlığı kucaklama sabırsızlıklarında. Kim toplayacak dağılmışlığını, ömrünün yanında boylu boyunca uzandığından başka ve kim ağlayacak sonsuzluğa özlemle bakan o kadının görmeyen gözlerinde ve kim ısıtacak ellerini güneşin  artık değmediği tenlerini toprağın karasında çürürken yürekleri.
Kimler sarılıp yatacak sonsuz bekleyişe giden ve bekleyenden başka.
Gülümsemeler  kaldı mı kimsesiz ortada onların ardından, bir ağacın soluk dallarında, bir serçenin deli ayaza direnen kanatlarının arasında ısınacak mı düşler ve yine yeniden baharlara uyanacak mı yaşamlar, var mı ikinci kere beraber gelmek dünyaya hem de el ele... Umutları olacak mı diğer dünyada buluşabileceklerine dair ve yaşarlar mı yarınlarını orada sil baştan değil de kaldığı yerden?
Sevdalarına sarılacaklar mı kefenlerinden sıyrılıp?
Karmakarışık yolculuk bu sonu belirsiz
Belirsiz bir bekleyiş bu umudun rengi yok
Yok alan düşlerin uykusuzluğunda uykular
Uykuların sonsuzluğunda kara toprak
Toprağın altında yüreği sevgilinin elleriyle ısınan
Isınan bedeninden vazgeçen kadın
Kadının batan güneşe uzanan elleri
Ellerinin arasında ilk verdiği çiçek
Soldu…
Yasemin…
Ve… Ağlayan maviyi aldı kadın ardından, güneşi battı gün gitmeden geceye.

Esenlikle ve sevgiyle.

Melekler öpsün yüreğinizden…

DİLA EMRAL AYDIN



Dila Emral Aydın
18.3.2012 12:16:44
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 2
Bugünkü Ziyaretçiler:16
Dünkü Ziyaretçiler:525
Sitemizi bugüne kadar
1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi 1352340 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter