Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Sevgi Y/emektir

Ne kötü bir başlık mı?

Aklıma o güzel film geldi. “Selvi Boylum Al Yazmalım”. Oyunculuğun ustalığını gösteren,  Yeşilçam’ın üç emektarı. Usta Yönetmen Atıf Yılmaz ve hikaye Cengiz Aytmatov. Filmin son karelerinde seçimi yapan çocuk, aşkları dillere destan aşıklar boynu bükük. Her izledikçe, her konusu açıldıkça bu film örnek verilir, anlatılır ve tartışılır. Filmin sonuna göre bakılırsa emek kazanmıştır ama yüreklerde bir burukluk keşke, keşke, İstanbul’luya dönseydi daha mutlu son olacaktı diye de eklenir.
    
Sevginin şartı şurtu mu olurmuş? Kayıtsız şartsız teslimiyeti mi? Koşulsuz kabulleniş mi?

Düşünsenize, sevginin başlangıç noktasını…  İlk görüşte yüreğinizden akanları. İçinizde kopanları, yüzünüzdeki tebessümü, hatta o hiç bilmese bile onun varlığını seversiniz. Düşünmek mutlu eder sizi, rüyası belki olmayacak işlere amin demenin keyfine varırsınız. Mavi umutlar beslersiniz gönlünüzde, uçurtmalar yaparsınız, kuyrukları vardır rengarenk, süzülürken gökyüzünde bakarsınız, bakarsınız.
Adına şiirler yazarsınız haberli habersiz, ya da nutkunuz tutulur ekmekten aştan kesilirsiniz. Resmine bakarsınız, bilmez, görmez belki de sevmez acıda çekersiniz.

Kim bilir, cesaretiniz vardır, ona koşarsınız, ona açarsınız sizdeki onu. Hatta bu ben miyim ki abartma bile diyebilir size, hatta kusuruma bakma olacak iş değil der belki de size. Ne ayıp nasıl böyle bir şey düşünürsün diyebilen de vardır, hayatımda birisi vardır diyende.

Ya da, sessizce bir gülüş atıp, başını eğip, gözlerinde bir ışık olanı da.
İş buradan sonra şekillenmeye başlar. Hayır cevabı aldınız, aşkınızı kalbinize gömersiniz, unutur unutmaz, ısrar eder etmezsiniz kişiye göre değişir, hatta hemen duygular öldürülür. Mantık devreye girer ben ne yaptıma döner, titrer ve kendine gel ey insan diye teselli bulur pişkince atlatırsınız.

En zoru, sevdiğinizin size evet yanıtını verdiği anda başlarmış. Hiçbir şey istediğiniz gibi gitmez, üç beş gün ay neyse zaman, cicim ve gülüm muhabbetleri,  gelecek beklentisinin doruklara ulaştığı ulaşacağı, senli benli, bizli kurguların amaca yönelik davranışları ortaya çıkar.
Kimlik değişimleri ile yeni bir medeni durum başlangıcı, medeni durum dışı, hatta daha espirili bakalım kayıt dışı ilişkiler başlar.

Karşılıklı git gellerin, birlikte geçirilen zamanların, sitemlerin, tartışmaların, huysuzlukların çoğaldığı döneme girilmeye başlar. Tersi var mıdır? Belki, ya da az. Öyle ki dönemsel  tartışmalar, zamansız ayrıklara gebe kalır. Oysa gidecek uzun yolda, başlangıcında verilen sözler vardır.
Hep benimle kal emi… Beni hiç bırakma… Sensiz ölürüm…  İyi ki varsın ve hayatımdasın, seninle yaşlanmak istiyorum gibi.
İlk gördüğümüz yüz, pastane köşelerindeki o muhteşem tatlılara benzermiş, yada en sevdiğiniz yemeğin hiç tadılmamış dokunulmamış halinde, beynini bilme imkanı olmayan görüntülerle.
Şimdi hayır, ben mantığını sevdim, ilişkinin geleceğini gördüm gibi cümleleri hiç duymadım bile.
Madem insanoğlu ilk önce etkilenmeyi gözlerinden başlattıysa, diğerleri pek aklıma yatmaz bile.

Bütün iş kavuşmakta mı?

Öyle ya oldu bitti, artık “biz” oldu adı…
Oldu mu? Siz, biz, ne çabuk… Tersinden baktığımızda birbirini seven iki insanın ilişkisi başlamıştır, yaşamın arta kalan zamanları için nefes alabilecekleri bir alanda, yolda birlikte yürüme adımları atmaya başlamışlardır. Sorun mu var? Şimdilik yok… Bu ideal olanı. Garantisi  var mı? Nereye kadar gider?  Tıkanır mı?

Sorun ne? Derdimiz sorun bulmak değil ki. Benzetme yaptık ya; hep tatlı yüzünü görmek diye. Karşılıklı tanımalar, tanışmalar paylaştıkça, çoraplar sağa sola atıldıkça, diş macunu tüpü ortadan sıkıp kavgalar başlayınca, ha birde sen yoldan geçene baktın, yok o sana güldü, sen ona kırıttın, annem bize geldi, kaşın eğildi, kardeşin zaten sorumsuz, sen hep geç geliyorsun, bu arkadaşlarından bıktım, her gördüğünü alıyorsun, saçım süpürgeden beter oldu, ellerim çatladı, başım ağrıyor, yüreğim patladı… Gider de gider.

Hani seviyorduk, yaşlanacaktık…

Hani sevdaya bir sigara içimi razıydı insan… Uykularımız bölünüyordu, gözlerimizde göz izi vardı, kulağımızda sesi. Ensemizde olan nefesi mi bunalttı bizi, yoksa günlü günsüz birlikteliğin sevgiden sonraki adımlarında kişilik savaşlarının belirsiz aşamalarındaki çözümsüz nedenlerimi? Acaba hatamız karşımızdakini olduğu gibi kabul etmek değil de, kendi bildiğimiz yolda değiştirmek düşüncemiz mi?

Yoksa nasıl olsa artık benim düşüncesi ile, kendini bırakan insanın her şeyi sıradanlaştırıp, canlı tutabilecek ilişkiyi sebepleri bulamaması mı?
Sevgi nereye gitti? Sevda nereye gitti. Melül ve mahzun bakışmalar, nefretle pörtleyen gözler…
Ne oldu? Hal bu mu? Şiirler, şarkılar gülmeler, yazmalar, mektuplar, ada vapuru, faytonlar, çamların altı, çaktırmadan öpüşler, evden kaçışlar, tatlı yalanlar.

Sevgi tükendi mi…  Nesini sevdim, değmezler, keşkeler, belkiler.
İyi kilerin adı anılmaz, süzülen gözlerdeki gece mavisi umutlar, siyah bulutlara bırakır yerini.
Sıra da ki mi gelsin…
Yazık…

Tel tel dökülür cümleler.
Hala seni çok seviyorum(Niye vazgeçtin)
Baş tacı ederim seni. (Hiç gerek yok)
Sensiz  çok kötüyüm. (Benleyken de değildin)
Senin için neler yaptım. (Keşke kendin için yapsaydın)
Şu var ya, çok kötü biri. (Sen çok mu iyisin)
Ben iyi biriyim. (Kime göre)
Her şeyi bilirim. (Hadi ordan)
Her şeyin farkındayım. (Uyuyorsun)
Çok güçlüyüm. (Tam tersi çok zayıfsın)
Sana hiç güvenmedim. (Sanki ben güvendim)
Seni sildim, unuttum. (İsabet olmuş)

Nerden nereye, beynini okuyacağım düşüncesi, kişilik savaşları, ben,  ben, sadece ben duygusu, güven denilen duygunun teslim almaya dönüşmesi, başlangıcında doğru dur bu insan,  ruh ikizi dediğimiz geçirilen hoşça vakitlerin, birliktelik aşamasında, yaşamın daha uzunca yolunda,  yürümek varken, yol ayrımına geldiğinin resmidir.

Demek ki, ne pencereler aynı, ne dünya, nede beklentiler.
İki gönlün bir olup taş evleri seyran etmesi,  sırça saraylardan inip toprağa adım atması, denize atıp oltayı üç istavritle karın doyurması, çok mu zor?

“Sevgi Y/emek mi”  yoksa sevgiyi…

Mozan-Muharrem  Araz



Muharrem Araz
28.5.2012 19:15:04
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 1
Bugünkü Ziyaretçiler:131
Dünkü Ziyaretçiler:408
Sitemizi bugüne kadar
1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter