Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Taksim’den Tahrir’e İnce Bir Çizgi...

SUNAK 34.SAYI ÇIKTI…
Sunak 34. Sayısında Gezi Parkı, Taksim Direnişi ve toplumsal, kültürel etkilerini konu ediniyor. İktidar, demokrasi, sandık, çapulcu ve marjinal kavramlarıyla sık sık cebelleştiğimiz, üstüne operasyonlarla hizaya getirilmeye çalışıldığımız, sosyal medya ağı ile uluslar arası düzeyde kurulan özgürlüğümüzün tırpanlanma projelerinin araştırıldığı bir dönemde Sunak, bu tarihe tanıklık günlerinde penguen edebiyatından söz edemezdi.
Kuşkusuz, toplumsal hareketler tarihi zengin bir dünyada yaşıyoruz. Ancak vakanüvisler bu tarihi kaleme alırlarken nice trajedilerden, gerçek tarihsel bilgilerden imtina ederek kalem oynatmışlardır. Bu olay yazıcılar, burjuva iktidarların kalemşörleri olarak tarihi tersyüz etmişler, halkların gerçek gündelik yaşamlarını mürekkeplerinin imbiğine batırmamışlardır. Oysa sanat ta sokağa çıktı nicedir ve tam da yaşamın içinde yığınlarla kucaklaşarak gerçek adresine doğru sımsıcak bir adım attı. Ki tüm toplumbilimciler bilir ki, bir hareket sanat üretmeye başlamışsa tarihe karşı konulamaz bir çentik atılıyordur…
İşte bu çentik atılmışken Sunak 10 yıllık sorumlulukla davranacak ve önemli izler bırakan süreci dosya konusu edecek. Koskoca bir diriliş hareketinin iktidarların tarih sayfalarında çarpıtılmaması, kendi köhnemiş değer yargılarıyla kirletilmemesi ve oradaki direnci, sanatı ve paylaşımı sahip çıkması için…


TAKSİM’DEN TAHRİR’E İNCE UZUN YOL GİDER
Burjuva politika temsilcileri ve onun küçük burjuva aydın ve savunucuları toplumlar arasında yaşanan kımıltılar ve sokağa taşan hareketler karşısında önemli bir tedirginlik yaşıyor. Bu telaşla baskılamaya çalıştıkları hareketleri sindirmek ve toplum katmanlarına yayılmasını önlemek için sıkı bir şekilde polisiye baskı araçlarını hayata geçiriyor. Bir diğer reel politik-psikolojik baskı aracı  medya üzerinde uygulanan aşırı yönlendirme ve dezenformasyonla da, toplumlar, sürekli bilgi kirliliği ve iktidar şiddetiyle manipüle ediliyor.
Derinlerde içten içe biriken enerji dünyanın meydanlarında ortaya çıkmaya başladı. Toplumsal fay hatlarındaki kımıltılar ülkemizde Gezi parkı ve Taksim hareketiyle başlayıp Avrupa’ya, oradan Güney Amerika’ya ve en nihayet bir sarmal şeklinde dolanarak Ortadoğu ve Müslüman Asya toplumlarına yayılıyor. Her biri burjuva demokrasisinin dayattığı kelle sayısıyla, yani adına demokrasi dedikleri seçimlerle iktidar olmuş ve giderek otokratik bir biçim almış erk’e karşı şekillenen bir direniş ve karşı çıkış hareketidir.  Demokrasinin bal damlayan fonetiğine karşın tek uçlu iktidar anlayışıyla ve onun gericiliğinde biçim bulmuş değer yargılarıyla süslenen yasalarla yönetme anlayışı, artık toplumlarda karşılık bulamıyor. Hızla toplumsal ortak alanların, üretimin, ekonomik bağımsızlığın ve özgürlük alanının dışına itilen kesimler, gençler, daha çok sol anlayışla faaliyet yürüten oluşumlar, giderek iktidar basıncı altında sunulan demokrasinin nimetlerinden daha da uzak kalmaya başladılar.
Politize müslümanlığın değer yargılarını toplumun tüm kesimlerine dayatan kültür argümanlarıyla şekillenen bir demokrasi uygulaması, aşağıda radikal tepkilere ve karşı çıkışlara yol açıyor. Sokakta kendiliğinden açığa çıkan bu hareketleri yerinde yorumlayıp algılama yeteneği gösteremeyen iktidarlar, kutuplaşmanın da temel argümanlarını kullanmaya başladı. Toplum katmanları arasındaki bu gerilimin ortaya çıkaracağı şiddet, derinlerde biçim bulmaya başladı bile. Kendini mağdur araçları bulmaya adamış iktidarların sosyal gerçeklikleri görmekten uzak faşizan tavrını sorgulama becerisi göstermemeleri ve illegal örgütler, marjinaller aramaya yönelmesi, herhalde geleneksel iktidarın çocukluk hastalığı. Bilim ve teknolojinin hızla ilerlediği, iletişim ve bilişim çağının sınırları ortadan kaldırarak dünyaya ulaşılabilirliği kolaylaştırdığı ve homojen bir özellik olan toplumların hızla değişip dönüştüğü bir çağda geleneksel devlet hırsı ve tutucu algılamasıyla davranmak, kendi geleceğine incir ağacı dikmek demekten başka nedir ki? İşte bu iktidar olma sarhoşluğundan arınıp ortalama zeka düzeyini gösteremeyen ve sürekli sırtını dayadığı kelle sayısıyla iktidar olduk ve yine sandıkla gideriz nakaratlarıyla avunmak, saygıdeğer iktidarların sergileyeceği bir tavır olmasa gerek.
Sermaye devleti, koşulsuz ve sınırsız bir baskı ve sindirme aygıtıdır. Bu nedenle iki insanı yanyana getirmemek için özel gayret gösterir. Hele bu insanlar örgütlü veya örgütsüz sahneye çıkmışlar, sokaklarda kendi anladıkları dilden konuşmaya başlamışlarsa, bir an evvel başları ezilmelidir. Uluslar arası sermaye çıkarları ve ona göbekten bağımlı yerli iş dostları kuşkusuz Taksim ve Gezi direnişinden oldukça rahatsız olmuş durumdalar. Mahallede dikensiz gül bahçesi yaratmak için her köşe başında beyin yıkama aygıtlarının dizayn edildiği, en büyük bütçelerin bu hizmete amade kılındığı ve tüm eğitim sistemindeki toplu dezenformasyon, velhasıl her şey ama her şey, sermayenin ve onun kutsal ittifakı devlet aygıtlarının güçlü bir şekilde varoluşuna dayanır. İşte bugün Taksim  ve tüm illerde Taksim ruhuyla sokağa çıkarak hayatına Devrim duygusu katan bu yığınlar, sermayenin ar damarına basmıştır. Sırf bu nedenledir ki, karşına alıp onları dinleme ve değer yargılarına saygı gösterme olanağına, bizim bu güne dek bildiğimiz devlet aygıtı muktedir değildir. Onlar sadece şiddetin dilinden anlar ve o dille konuşur. Barış dili kullanıyorlarsa o barıştan da ciddi şekilde ürkmek gerektir. Yoksa zaten toplumsal katmanlar arasındaki bu gerilimi sürekli yükseltmezler. Ötekine, muhalif olana ve emek kesimlerine, kısacası zaten bizzati kendi halkına bu kadar yabancılaşmazlardı. Bugün bu devlerle yönetilen, kraldan çok kralcı devlet erkanlarının baskılayıcı ve acımasız soğukluğunu kim bünyesinde hissetmiyor ki, en başta ‘seçilmiş’ olana oy verenler dahil…
Sadede gelirsek, halklardan halklara ince bir yol gider. Çünkü bu dünya insanlığını yöneten ve sandıkla gelen o buz gibi devletler değil aslında bizleri yöneten, bizler yönetmeye dahil olmadığımız için bizleri döve döve yönetiyor devletler ve üstelik kendi rızamızla oylarımızı alarak.
Velhasıl Taksimden Sao Polo’ya, Tahrir’den Londra’ya, Atina’dan Tianenmana ince uzun bir yol gider, ellerimizi uzatırsak gerçek demokrasi gider.

Hakan Keysan
5.9.2013 20:28:47
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 3
Bugünkü Ziyaretçiler:18
Dünkü Ziyaretçiler:525
Sitemizi bugüne kadar
1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi 1352342 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter