Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Birleşik Haziran Hareketi

Toplumsal mücadele aşağı yukarı her zaman toplumsal ve sınıfsal güçlerin bloklaşmalarıyla yürütülür. Geçmişte bloklaşmaların kötü sonuçlarından hareket eden anarşistler günümüzde bu tür bloklaşmalardan uzak dururlar, en fazla farklı anarşist oluşumların oluşturduğu “kara blok” gibi hareketlere sıcak bakarlar. Geçmişteki bloklaşmaların vardığı olumsuz sonuçlara ilişkin eleştirileri (Sol Komünistler de aynı eleştirileri yapar) doğru ve haklıdır aslında. Ama günümüzde, bu olumsuz sonuçlarda hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi bir tavır takınmaları doğru değildir. Kendileri de kaçınılmaz olarak kimi bloklaşmalarda yer almış, hatta bazı örneklerde bu olumsuzluklarda başı çektikleri bile olmuştur. Örneğin Çin devriminin başlangıç aşamalarında Çin’deki “Paris anarşistleri” denen bir anarşist eğilim Guomintang’la bile bir blok kurmaya çalışmış ve giderek Guomintang’ın işbirlikçisi haline gelmiştir. Keza, Rus devrimi sırasında bir kısım anarşist, devrimin en önünde yer almakla yetinmeyip, iktidarı alan Bolşeviklerle bir blok oluşturmayı amaçlamış, giderek Bolşevizmin içine kaynamış, hatta Çeka adlı polis örgütünde bile görev alıp ilkelerine ihanet etmişlerdir. Meksika’da, Cumhuriyetçi Carranza hükümetiyle ortak bir blok oluşturan anarko-sendikalistler, Zapata’ya karşı silahlı milis gücü bile oluşturmuşlardır. İspanya Devrimi sırasında, Franko’ya karşı ortak blok oluşturalım derken, ilkelerinin hilafına Largo Cabellero hükümetine katılma hatasını yaptıkları ise bilinen bir örnektir. Anarşistler, Marksistlerin korkunç tarihi hatalarına haklı olarak amansız darbeler indirirler ama kendi bu tür hatalarını pek ön plana çıkarmak istemezler. Oysa mücadelede yer alan hiçbir güç “sütten çıkmış ak kaşık” değildir. Bununla birlikte, anarşistlerin, bloklaşmaların devrimi zafere değil yenilgiye ya da yozlaşmaya götürdüğü yönündeki genel eleştirileri dikkate alınmalıdır. Elbette her türlü bloklaşmanın yanlış olduğu noktasına gitmeden. Bloklaşmanın yozlaştırıcı etkilerine karşı uyanık olmak başkadır, her türlü bloklaşmayı reddetmek yine başka.

2014 yılı içinde oluşan Birleşik Haziran Hareketi’nin İstanbul’daki ilk toplantısına katıldım ve Ankara’da daha geniş bir bloklaşma şeklinde tecelli eden oluşumuna bir anarşist olarak imzamla destek verdim. Neden?

Çünkü, yukarıda da anlattığım gibi, toplumsal mücadelenin ancak birbirine yakın toplumsal ve siyasal güçlerin bloklaşmasıyla gelişeceğine inanıyorum. Gezi-Haziran hareketi de, esasında, böyle bir toplumsal bloklaşmanın fiilen ve defacto, aşağıdan oluşmasının örneğiydi. Özgürlük düşmanı bir iktidara karşı bütün toplumsal güçler kendilerini gayri-resmi ve fiili bir blok halinde bu harekette ifade etmiş, harekete katılan bütün güçler arasında kendiliğinden bir dayanışma ortamı oluşmuştu.

BHH’nin bu oluşumu devam ettirme isteğinde olduğunu gördüm ve bu yüzden destekledim. Birincisi, BHH, ulusalcılıkla arasına bir sınır çekiyordu; ikincisi, özgürlük düşmanı AKP iktidarını ve bu iktidarın destekçisi “liberalizm”i hedef alıyordu; üçüncüsü, Kürt ulusal hareketine karşı olumlu bir tutum sergiliyor ve bu hareketle en azından dirsek temasını sağlamaya çalışıyordu; dördüncüsü, Gezi-Haziran isyanının özgürlükçü ve aşağıdancı ruhuna sahip çıkıyor ve bu ruhu yaşatmaya çalışıyordu.

Bununla birlikte, BHH’nin bazı zaafları olduğunu da tespit etmek zorundayız. Bunları dile getirmezsek hareketin sağlıklı bir yönde ilerlemesi mümkün olmaz. Bu yazıda, gördüğüm zaafları sıralamaya çalışacağım.

En önemlisi, BHH, temsil ettiği iddiasında bulunduğu Haziran hareketinin özgürlükçü ruhunun oldukça gerisindedir bugün. Bunun sebebi bence, hareketin aşağıdan değil, bildiğimiz sol örgüt ve partiler tarafından yukarıdan örgütlenmesidir. Elbette burada gelecek itirazı tahmin ediyorum. Bu örgütler, “biz inisiyatif göstermesek kimsenin kıpırdayacağı yok” diyeceklerdir. İlk inisayitifin bu örgütlerden gelmesine bir itirazım yok, ancak ilk inisiyatiften sonra örgüt yapılarının ve kadrolarının geri çekilmesi ve inisiyatifi örgütlü ya da örgütsüz “talimat dışı” devrimcilere bırakması gerekirdi. Peki “onlar bu işi yürütemezse ne olacak” diye itiraz edilebilir. Varsın yürütemesinler. Hiçbir şey olmaması kötü bir şeyler olmasından iyidir, bunun göze alınması gerekir. “Kötü bir şeyle” kastettiğim, eski tas eski hamam, işlerin parti kadroları tarafından kotarılmasıdır. Oysa Gezi’de böyle olmamıştı. “Gezi bir anlık bir patlamaydı, sürekliliği yoktu” denebilir ama yine itiraz edeceğim. Belki de “talimat dışı” devrimcilerin bir türlü harekete geçmemelerinin nedeni geleneksel sol partilerin aşırı inisiyatifinden çekinmelerindendir. Siz sahayı boş bırakın, bakalım neler olacak, bırakmıyorsunuz ki.

İşte böyle olduğu için Gezi’nin özgürlükçü ruhundan bir uzaklık göze çarpıyor. Ne demek istiyorum? Toplantılarda birileri söz aldı da engellendi mi? Hayır, böyle bir şey olması gerekmez illa. Edindiğim izlenime göre, toplantılarda yapılan konuşmalar ruhtan yoksun. Ezberlenmiş kalıplarla konuşuyor herkes, bilinen sol parti toplantılarında olduğu gibi. Daha vahimi, kimse kimseye değmiyor. Paralel çizgiler birbirine değmez. Oysa bizim paralel çizgilere değil, çatışan çizgilere ihtiyacımız var. Yani toplantılarda aynı yöndeki taze suya tirit temennilerin yerine birbiriyle çatışan tezlere ihtiyacımız var. Kıyasıya bir çatışmaya. Elbette bununla kavga etmeyi, kaş göz yarmayı kastetmiyorum. Olması gereken, “sessizliğin sahte uyumu” değil, “çatışmanın gerçek uyumu”dur. BHH toplantılarında bunu göremiyoruz. Çatışmanın ve eleştirinin olmadığı yerde özgürlüğün var olup olmadığı anlaşılmaz. BHH’ne temel eleştirim bu.

İkinci eleştirim, BHH’nin, Kürt siyasal hareketine karşı başlangıçtaki olumlu yaklaşımına rağmen, sonraki bildiri ve duyurularında bu konuda neredeyse tamamen sessiz kalınması (elbette bildiğim kadarıyla yazıyorum bunu, belki bilmediğim açıklamalar olmuştur). Bu, BHH içindeki CHP’li bileşenlerinden çekinmenin ürünü olabilir mi? Bilmiyorum. Ama Birgün gazetesine yaptığım kısa bir açıklamanın bu konudaki son paragrafının çıkarılmış olması bende bu tür kuşkuları (herkes bir ölçüde paranoyak olabilir tabii!) körükledi. BHH’nin Kürt siyasal hareketiyle daha geniş bir bloklaşma oluşturmasına ilişkin sözlerimi içeren paragraf Birgün editoryalı tarafından neden çıkarılmıştı? Bu konudaki itirazımı gazete yönetimine bildirince ertesi gün, açıklamanın bu kısmını da yayınladılar. Fakat bu sefer “TC devletinin bölgesel kolonyalizmi” cümleciğinden “TC” ibaresi çıkarılarak (Açıklamamın tamamını aşağıya veriyorum. Siyaha boyalı paragraf, birinci gün yayınlanmayıp itirazım üzerine ikinci gün yayınlanan paragraftır. Hem siyah hem altı çizili olan kelime hiç yayınlanmadı). Elbette Birgün editoryalı BHH’yi temsil etmez ama yine de bu bir şeylerin göstergesidir. Üstelik bu açıklama BHH adına yapılmamıştı, bu hareketi destekleyen bir fani olarak sadece beni bağlardı. Benim açıklamalarımı bile tırpanlayan bir zihniyetin özgürlükler açısından nasıl bir algı içinde olduğunu varın siz tahmin edin.

Buna bağlı olarak üçüncü bir eleştirim daha var. Laiklik konusu. BHH’nin son açıklamalarında laikliğe daha fazla, daha fazla vurgu yapılmaktadır. Bunun sebebi, iyice yoğunlaşan dinci baskılara karşı laiklik kalkanını daha fazla kullanma güdüsü olabilir. Buna belli ölçülerde hak vermekle birlikte, esas sebebin CHP bileşenlerine hoş görünmek olduğu gibi sezgi içindeyim. Elbette BHH laikliği benimseyebilir. Ben de bir anarşist olarak laiklik vurgusuna neden karşı olduğumu açıklarım ve hareket içinde bu konuda bir tartışma açabilirim. Yani BHH’nin laiklik vurgusu bu harekete omuz vermeme hiçbir zaman engel değildir. Tartışma özgürlüğüm elimden alınmadığı sürece. Laiklik vurgusuna neden karşıyım? Çünkü laikliğin olduğu yerde devlet vardır. Şu söyleyeceğim belki felsefi bir tartışmadır ama laiklik yerine sekülarizm dense bir itirazım olmazdı. Çünkü sekülarizmle laisizm her ne kadar aynı şey gibi algılanırsa da tam anlamıyla aynı şey değildir. Laisizm, devletle din işlerinin ayrılması, sekülarizm ise toplumsal algının din formlarına karşı dünyevi formlarca belirlenmesidir. Laisizmde dinle devlet ayrışır, üniter devletlerde devlet laisizm adına dini kısıtlar, hatta baskı altına alır; sekülarizmde ise devlet müdahalesi söz konusu değildir, toplumun kendi kültürel yapısını din dışı öğelere göre oluşturması belirleyicidir. Ama dediğim gibi, bu nokta belirleyici değil benim açımdan. Sadece konu açılmışken değinmek istedim.

Dördüncü eleştirim (ki birinci eleştirimle yakından bağlantılıdır), BHH’nin toplumsal tabandaki devrimcilerden çok toplumsal şahsiyetlere önem ve kıymet veren tutumudur. Bir arkadaş benim sitede sormuş, “yürütmede seni göremedim, ayrıldın mı” diye. Ayrılmadığımı belirttim ama hemen ardından ekledim: “yürütme kurullarını sevmem”. Benim yürütmeyi sevip sevmemem değil önemli olan. Toplumların bazı alışkanlıkları ne yazık ki, toplumsal mücadelenin en devrimci kesimlerine de bulaşıyor. Toplumlar, hareket tarzlarını ünlülere, toplumsal şahıslara bakarak belirler. Toplumsal devrimci bloklar da bundan azade değil. Bunu bir noktaya kadar doğal kabul etmek gerekir ama bir yandan da değiştirmeye çalışmak gerekmez mi? Yukarılardaki isimler yerine toplumsal mücadelenin içindeki devrimcilerin görev ve inisiyatif aldığı bir aşamaya doğru gitmek gerekmez mi? Hele hele bilinen isimlerin ardı ardına sıralanması, bu hareketin aşağıdan bir hareket değil, bir adım sonra birbirlerinin gözlerini oymaları büyük ihtimal olan siyasi partilerin “birbirini ağırlayan körler ve sağırlardan” müteşekkil bir hareket olduğu izlenimini vermez mi? Yazıya girerken bir yönüyle eleştirdim ama bu noktada, anarşizmin yukarıdan maniple edilen bloklaşmalara eleştiri ve uyarıları hiç de yabana atılamaz.

Eleştiri sert mi kaçtı? Evet, ben sert eleştiriden yanayım. Açık, sert ve tok eleştirinin gerçek ittifakın birinci şartı olduğunu düşünüyorum.

Gün Zileli
5.1.2015 14:03:03
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 4
Bugünkü Ziyaretçiler:517
Dünkü Ziyaretçiler:425
Sitemizi bugüne kadar
1352316 Ziyaretçi 1352316 Ziyaretçi 1352316 Ziyaretçi 1352316 Ziyaretçi 1352316 Ziyaretçi 1352316 Ziyaretçi 1352316 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter