Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Şeytan`ın İkramı

Masanın önündeki siyah paltolu adam, cüzdanından çıkardığı binliği yazıhaneciye uzattı. Listelerle uğraşmakta olan yazıhaneci, başını kaldırmadan konuştu:

-Neresi, abi.?
-İstanbul. Ortalardan olsun; cam boyu istemem.
-Yirmi iki numara.
-Tamam.

Siyah paltolu adam elindeki bileti sallaya sallaya yürüyüp, yolcuların arasında boş bulduğu bir sandalyeye oturdu.

Ayda birkaç kez yapmak zorunda olduğu İstanbul yolculuklarından birine daha –biraz sonra- başlayacak olan siyah paltolu adam, taşra tüccarlarından Kemal Bey idi.

Taşra tüccarlarının bir ayağı dükkanlarında, diğeri İstanbul’da olmalıdır. Malı görerek almak, piyasayı öğrenmek, siparişi gününde ambara vermek için İstanbul yolculuğu kaçınılmaz olarak kanıtlanmıştır evdekilere. Yoksa ailesinin bunca ısrarı karşısında, Kemal Bey’in tek başına yollara düşmesi başka nasıl izah edilebilir.

Değnekçinin “İstanbul’a gidecekler, geçelim…” sözleriyle yolcular birden ayaklandı.
Kemal Bey otobüse arka kapıdan bindi.

-Affedersiniz, yirmi iki numara boş değil mi?
-Buyurun, dedi yirmi iki numarada oturan, cam boyuna kayarak.
-Merhaba.
-Merhaba.
-İstanbul’a mı?
-İstanbul’a.
-İyi yolculuklar.
-Siz nereye gidiyorsunuz?
-Ben de İstanbul’a…

Tiz bir klakson sesinden sonra otobüs hareket etti. Şoför teybin sesini yükselterek yolculara müzik ziyafetine başladı. Yolcularsa ruhları tok olduğundan mı, teypteki sesi bastırmak için mi, yoksa bilinmez başka nedenlerden mi, daha yüksek sesle konuşmakta idiler.

-Affedersiniz, yolculuk ne maksatla?
-Annem ameliyat olacak da, onu ziyarete gidiyorum.
-Geçmiş olsun; nesi var?
-Safra kesesinden rahatsız. Sizin ki…
-İş için gidiyorum; mal almaya.
-Tüccar mısınız?
-Evet. Ya, siz?
-Öğretmenim.
-Deseniz ya ortak yanlarımız var.
-Ne gibi?!
-İnsanlar canım.
-Anlayamadım!..
-Her ikimiz de insanlarla uğraşıyoruz.
-Yine anlayamadım!
-Oh, olur mu? Pardon, adınız neydi?
-Burak Yetkin.
-Olur mu Burak bey; siz içlerini, bizse dışlarını değiştirmek için uğraşmıyor muyuz?
-Galiba haklısınız.
-Fakat, ikimiz de başaramıyoruz.
-Yine anlayamadım!.
-Baksanız ya, sizinkilerin başarısı ortada. Bizimkiler ise çarşaf altına pantolon, çizme üstüne takım elbise giyiyorlar.
-Sizin için çok mu önemli?
-Eh işte canım, anlayıver…
-Üzülüyor musunuz?
-Tabii.
-Niçin?..
-Takım elbise alınıyor; fakat müşterinin bir çift ayakkabıya verecek parası yok.
-Alamadığı için mi üzülüyorsunuz?
-Almadığı için dersem daha doğru olur.
-İnanır mısınız, ilk kez sizin kadar açık sözlü bir tüccara rastlıyorum dersem yalan olmaz.
-Vallahi, aslında bizler yalanı sevmeyiz. Yalan söylemek zorunda kalırız.

Lambalar söndü. Teybin sesi duyulmaz oldu. Otobüsün ritmik sarsıntısına daha fazla dayanamayan yolcular, kendilerini tatlı bir uykunun kollarına bırakıverdiler.
* * *
Kemal bey, çevirdiği bir taksiye:

-Beyoğlu, dedi.

Duraklarda –işlerine gidebilmek için- birbirini ezen kalabalık yetmiyormuş gibi, caddeler de insan selinden geçilmiyordu. Sonunda birlikte iş yaptıkları mağazaların birine girdi.

Dükkan sahibi kırk yıllık dostunu görmüşçesine fırladı yerinden:

-Oooh, Kemal Bey!
-Günaydın efendim, hayırlı işler.
-Hoş geldiniz, nasılsınız?
-Sizleri sormalı…
-Ne alırsınız?
-Sağ olun, niyetliyim.
-Eee, ne var, ne yok?
-Vallahi, uğraşıyoruz işte…
-İşler nasıl?
-Eh, şöyle böyle.
-Yeni koleksiyonu gördün mü?
-Fiyatlar nasıl, fiyatlar; kimsenin eli cebine gitmiyor!
-Sen işini bilirsin.
-Vallahi, millette para kalmadı herhalde.
-Canım, çıplak gezecek değiller ya.
-Beş takım normal, üç takım da defolu olsun.
-Hay hay.
-Çeki şubatın beşine kesiyorum, haberin olsun.
-Yapma Allah aşkına, hiç olmazsa ocak on beş olsun.
-Kestim bile.
-Ah, seni üç kağıtçı.
-Haydi hoşça kal.

Beyoğlu’ndan Sirkeci`ye inen Kemal Bey, Sultan Hamam’da birkaç yere daha uğrayarak gerekli siparişleri verinceye kadar akşamı etti. İyice yorulmuştu. Sirkeci`den Topkapı otobüslerine bindi. İçerisi oldukça kalabalıktı. Her durakta yolcular iniyor, her durakta yolcular biniyordu. Yaşlı, genç; kadın, erkek; yerli, yabancı… Bir ara sıcacık bir nefes dolaştı yüzünde. Göz göze geldiler. Ve o nefes, yüzünden gönlüne, oradan da tüm bedenine saldırdı. Kemal Bey, bütün yorgunluğunu unuttu. Otobüs Aksaray’a geldiğinde, kadın inmek istedi.Ardından Kemal Bey de fırladı.Birlikte birkaç adım attılar. Kemal Bey bütün hafızasını zorlayarak ta lise yıllarına gitti:

-Yu sipik İngiliş?
-Yes.
-Vat iz yuur neyim?
-Helen.
-Vizit İstanbul, ar yu?
-Yes.

Bin bir güçlükle yapılan konuşmalar sonucunda birlikte Kumkapı’ya doğru inmeye başladılar.Bir bahçede çay içirdi Helen’e. Kadının şaşkın bakışları karşısında, çat pat ingilizcesiyle oruçlu olduğunu anlatmaya çalıştı anlatabildiğince.Aksaray’a dönüp Helen’i kebapçıya sokan Kemal Bey, misafirine bir duble rakı içirmeyi de ihmal etmedi. Kadınla tanışalı Kemal Bey’in eli açılıvermişti. Hesabı getiren garsona yüklü bir bahşiş bırakarak çıktılar.

Kapalı çarşıda güzel bir tur attıktan sonra, sarmaş dolaş Cağaloğlu’na doğru yöneldiler.

Bu yürüyüş Kemal Bey’e değişik bir zevk veriyordu. Yürüdükçe canlandı.Sonunda Sirkeci`den trene binerek, Florya’ya doğru gitmeye karar verdiler. Trende oturacak yer olduğu halde, ayakta birbirlerine sarılarak gitmeyi yeğlediler. Aslında fikir Kemal Bey’indi. Çünkü Türkçe bilmeyen Helen’e bunları İngilizce anlatmanın da imkanı olmadığından o, Kemal Bey’in gözlerinin içine bakıp bakıp gülümsüyordu.

Kemal Bey, Helen ile birlikte plaj kenarına doğru bir akşam gezintisine çıktı. Sonbaharın rüzgarında in cin top oynamakta idi. Helen’e daha sıkı sarılarak kabinlere doğru yürüdü. Yüzünü göğe çevirerek:

-Allah’ım, dedi. Kulunun durumu ortada; sen ramazanını seneye yine gönderirsin ama, bu kafir bir giderse, bir daha ne zaman geleceğini sen benden daha iyi bilirsin.

Helen’in saçlarının rüzgarda uçuşmasına daha fazla dayanamadı.

-Kam in Helen, deyip kadınla birlikte boş kabinlerden birine dalıverdi.

11.11.1985 Karacabey

Çetin Özdemir
17.3.2015 00:42:27
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 1
Bugünkü Ziyaretçiler:131
Dünkü Ziyaretçiler:408
Sitemizi bugüne kadar
1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi 1352863 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter