Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Berder

BERDER

Nazey ile Fatey aynı yıl ilkokula yazıldıkları günden bu güne en candan arkadaştılar, yedikleri içtikleri ayrı gitmez, köyde ev karalamada, bok yapmada, yunnuk yıkamada, bulgur çekmede, ekine ırgat gitmede hep beraber iş tutar, gelecekleri için güzel hayalleri gerçekleşsin ve arkadaşlıklarının bozulmaması için “aynı kardeşe düşsek de aynı evin gelini olsak” diye dilek diler, Arkasından her seferinde kahkahayı basar gülerlerdi..
Nazey bir konak kızı olsa da bağ bahçeleri ve mal davarları daha çok olduğundan daha çok işleri olur daha çok kısıtlı olurdu hayatı ama güzelliği de dillere destandı köyde Fatey’den sonra isteri seçkin ve çoktu akşam sabah en güzel giyimli kişiler Nazey’e dünürcü gelir Mor Ahmet’in kapısını çalarlardı ama hepsi de eli boş başları eğik arkalarına bakarak geri giderlerdi..  

Fatey ise çevre köylerde de güzelliğiyle nam salmış köyün en güzel daha iş bilir erkeklere taş çıkartacak kadar cesur her işte de becerikliydi. Fatey’in de isteri haddinden fazla çoğalıyordu gün geçtikçe… Bir çift öküz bir inek birkaç koyun ve en verimsiz topraklarda az tarlaları vardı. Nazey gibi yamalıksız üst baş giyinmek için neler vermezdi ki. Ama babası Boz Veli yedi oğlundan üstün tutardı Fatey’yi. Ve büyük oğlu Selim çobanlık yapıyor gece gündüz dağda geziyordu.

Mor Ahmet daha ilk horoz ötmeden “Hadi kalk geç kaldık diye uyarttığı Nazey, yüzünü yıkamadan babasıyla çal dağın başına keçi yollarından yamaçtan yamaca geçerek geldiklerinde kızıl ufukta üç beş eşeğin arkasında birer siyak nokta gibi ilerliyorlardı daha şafak atmadan o dağda tek olan tarlalarına. Ve tığı sabahın seher yeliyle savurdular kızıyla samanını teneden kuşluk vaktine kadar ayırdılar. Ama Ayaz Ahmet şapkasının altında saçı sakalı harman tozuyla apağ olmuştu tanınmayacak kadar. Nazey’in uzun ince uzun boyundan sırtından aşağı dökülüp kalçalarına vuran belikleri de samana bulanmış, yay gibi kaşları, ok gibi kirpiklerinin de her tüyünde, bataklığa batmışçasına yoğun toz salkım salkım ayrı bir kadınsı yiğitlik ekliyordu yorgun çehresine ve o çağala yeşili gözleri ağlarcasına sulanıp duruyordu gözüne kaçan tozdan dolayı… Her yandan her yamaçtan keklikler birbirleriyle yarışırcasına ötüyorlar, kartallar ise göğün yüzünde keklik kapmanın fırsatını kolluyorlardı. Ve karşı kayadan dökülen su sesi de kulağa daha hoş geliyordu. Nazey ne zaman elini gözüne götürse babası engel oluyor, kızının başını dizine koyup saman tozlu elleriyle göz kapaklarını açıp var gücüyle çağala yeşili gözlerinin içini üflüyor ardından da dilinin ucuyla gözbebeğini çalıyordu… Ve Nazey utangaç bakışlarıyla rahatlamış gözükmeye çalışıyordu ama gözlerinin içi yanıp sızlayarak su akıtmaya devam ediyordu. Ve Ayaz Ahmet eşeğin sırtında hurçla getirdiği boduçdan bir maşrapa su daha içtikten sonra cecin başına oturarak
-Haydi Nazey aç şu yaymanın ağzını azığa geç kalacaksın.
Nazey bacaklarını aralayarak yaymayı iki ayağının arasında ağzını açtı ve babası 10 timinneği sayarak buğday doldurduğu dört yaymanın ağzını mengişli ip ile kazık bağıyla ayrı ayrı bağladı ve Nazey ile bir birlerini bileklerinden tutarak eşeklere yükledikleri yaymaları bir güzelde sıkı sıkıya eşeklere sararak, eşekleri çal dağdan aşağı o keçi yollarına sürdü..    Nazey zikzaklar çizerek eşeklerin peşinden deyneğine dayanarak düşmemek için uğraşarak inerken ateşler çıkıyordu yükün altında giden eşeklerin nallarından. Ve eşekler kendi alışkınlıklarıyla en ıssız ve en derin dereye yamaçtan yamaca geçerek indi. O güzelim sudan içip karşı dik yamacı geçip giderlerken Nazey şırıl şırıl buz gibi akıp giden üstüne yatıp kana kana içtiği suyla kanlanmış göz kapaklarını hoşam hoşam su çarparak yıkarken böyle derde deva suya dokunup doyarak serinlemenin keyfini alıyordu. Ve bir kez daha suyun üstüne yatıp içerken, beliklerinden kaba saba yaba gibi bir el sarıldı ama başını kaldıramadı bir an yüz kısmı suya gömüldü nefessiz kaldı ve bir kartalın pençesinde gibi başı yukarı doğru çekilirken tanıdığı bir ses;

-Korkmuyor musun kız bu ıssız derelerden yalnız başına geçip gitmeye dedi.
Bu ses Fatey’in abisi Selim’in sesiydi ve korkudan yüreği ağzından çıkacak gibi olmuş ve bir tavşan gibi sinmişti! Ve aslanın ağzında yaralı bir ceylan gibi titreyen sesiyle mırıldandı;
-Ne yapıyorsun Selim abii? Yüreğimi ağzıma getirdin, nereden çıktın sen öyle aniden?
Selim sert acımasız tavrından hiç gevşemeden;
-Kız seni babandan kaç kere istettim, vermemiş. Söyle, yoksa sen mi “varmam” dedin?
Zebani gibi çoban Selim’in elinden silkinip kendini kurtarmak istemesi, Selimi daha bir sinirlendirdi. Yaba gibi elleriyle beliklerinin kökünden daha sıkı kavradığında Nazey istemeyerek çığlık attı saçının tümü kafasından kopuyor sandı. Keklikler sustu o çığlıktan sonra daha birçok çalı cücüğü de uçup başka çalılara sığındılar. Ve o çığlık tüm kayalarda yankılanarak geri kendi kulağına döndü ama o kadar… Ne tepede kalan babası ne başka bir Allahın kulu duyamazdı o ıssız derin deredeki çığlığını.
Çığlık attığına da çok sinirlenen selim beliklerini bırakıp yakasından tutarak;
Senin gırtlağını sıkar seni şu uçurumdan aşağı atarım leşini bile bulamazlar bu şuğulda yazık olur güzelliğine diye ayaklarını yerden keserek sarsarken.
Ne istiyorsun sen benden Selim abi diyerek hıçkırıklar içinde titreye titreye ağlarken.
Sen benden başkasına varmayacaksın benim karım olacaksın derken Nazey elinde bayılmıştı bile.
Ve eşekler o çetin yamaçları ağır yüklerinin altında, çalıların arasından yuvarlanmadan geçip gittiler yokuş yukarı tırmanarak.

Dana Meryem de konağın önünde ki damının üstünde, dün kızı Nazey ile yunlukta yıkayıp getirdikleri sergiyi karıştırırken, köyün başından eşeklerinin sahipsiz geldiklerini gördüğünde içini bir şey keser gibi irkilerek göğsünü geçirdi. Ama dut yemeye kalmış olacağını düşünerek sıkıntıyla bekledi eşekler geldi yüklerini bir bir indirdi bacadan buğday ambarına boşalttı ama hâlâ gelmedi. Yaymaları katlayıp bir kenara koyarak, urganlarını kolunda dolayarak kelep yaptı yaymanın üstüne attı. Üç etek zıbınını tutarak koştu Meryem tüm bahçelerin dutlarına göz atarak değirmenin bentine vardığında kızı Nazey vurulmuş, çalınmış, başından büyük bir iş geçmişte, tükenmiş gibi usul usul dört büklüm vaziyette dereyi geçmiş geliyordu.
Tilki Selim Meryem’i daha önceden görmüş ve omzunda getirirken ayılan Nazey’i  bırakıp bentten aşağı siveçlerin arasından, bahçeden bahçeye sine sine geçerek evine soluk soluğa gelmiş ve Selim’in davarı da sahipsiz gürneş olup gelmişti köye.

Serçe Senem çift hezenli (Ağaç Kiriş) geniş avlunun tandırına inekten sağdığı sabah sütünü süt kazanıyla ekmeği pişirdiği ataşına koyup anlının terini kolçağına silerken, Oğlu Selim hızla avludan geçip evliğe (Karanlık kiler) geçti. Oysa ne zaman anasını görse aşinalık yapar:
“koca karı hâlâ işini bitiremedin mi? Beni ever de kurtul işlerden” derdi en azından.
Senem küşne kuyusunun yanından geçip peşinden vardığında, Selim un diremesinin dibinde yüzükoyun yer minderinin üstüne atmıştı kendini… Mendil kadar bacadan güneş ışığı, yeni biçilmiş bir beyaz tahta parçası gibi uzanıyordu evliğin ortasına
Ne oldu Selim’im? Nen var? Neren ağrıyor? Diyerek okşadığı başını çevirerek gözlerine bakmak istiyordu ama Selim’in başı ilk defa böyle tonlarca ağırlığa ulaşmış kıpırdatmak bile imkânsızdı… İki eliyle omuzlarından asıldı, Selim koca bir çınar kütüğü gibi asla kıbraşmıyordu… Serçe Senem kendinden geçercesine bağırdı “Ne oldu ulan sana, dilini mi yuttun?”
Selim hiç kıpırdamadan: “Git başımdan, rahat bırak beni.”
İlk kez Selim’den böyle kılıçtan da keskin yaralayıcı ifadeler duyan Serçe Senem:
Lan itoğlusu anana söylemeyeceksin de kime söyleyeceksin derdini? Diyerek öfkelenerek; şimdi baban bostan sulamadan gelir, evire çevire döverek seni konuşturur. Dese de…
Selim hiç tepki vermedi.


Hüseyin Zengin
18.3.2016 09:52:51
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 1
Bugünkü Ziyaretçiler:132
Dünkü Ziyaretçiler:408
Sitemizi bugüne kadar
1352864 Ziyaretçi 1352864 Ziyaretçi 1352864 Ziyaretçi 1352864 Ziyaretçi 1352864 Ziyaretçi 1352864 Ziyaretçi 1352864 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter