Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Berder- devamı 2

Babalar ne kadar beceriksiz ne kadar yeteneksiz olursa olsunlar bir devletin hükümeti gibi alınanı verileni, kimin nereye gideceği, ne zaman geleceği kimle konuşulup konuşulmayacağına hep erkek tayfası karar verir evli barklı olan erkek evlatlar bile kendi çocuklarını babaların yanında sevemeyecek kadar katı kurallarla yaşamak zorundalardı. Kadın, gelin, kız ise erkeğin yanında asla söz hakkı olmayan yaratıklar gibilerdi. Ve gelinler ailenin her ferdine itat ettiği kadar iyi gelin ünvanını alır ona göre sevilip sayılır.

Boz Veli, bir gözü salatalık bir gözü börülce dolu heybeyi omzundan tandırın başına indirdi, elindeki küreği fırlatırcasına avlunun cöbeline attı, koltuğunun altında bostanın içinden yolduğu sarmaşık otunu hemen karşısında duran ahırın kapısını açıp ahırdaki danaya götürmek zor geliyordu… Kendini kapıda karşılamayan karısı Senem’e nüktelendi;   Kız neredesin? Diyemeden.
Senem salatalığın kokusunu almış evliğin açık kapısından koşarcasına çıkıp Ve adını anmaya çekinip sıkıldığı Veli’i yıllarca özlemiş gibi varıp avlunun orta yerinde dizlerine hasretle sarıldı!
Şaşkına dönen Veli elini burma bıyıklarına götürerek: Ne oluyor kız sana?
Selim’e bir şey olmuş herif Selime bir şey olmuş demiyor bana. Evliğin ortasına düşüp yatmış öylece.
Boz Veli koltuğunun altında tuttuğu dananın otunu ortalığa bırakıp Senem’i boş bir çuval gibi öte itekleyerek, açık duran evliğin kapısını kapattı sert çarparak. Kapının takırtısına sıçradı kalktı Tilki Selim. Ve hiçbir şey olmamış gibi bağdaç kurup oturdu ama pancar gibi kızaran yüzünü göstermemek için başı göğsüne düşmüş gibi duruyordu.

Meryem anasını birden karşısında gören Nazey, sobanın üstünde kaynayıp taşan bir güğüm gibi, kan çanağına dönen çağala yeşili gözlerinden boşalmaya başladı ve tekrar fersiz dizlerinin üstüne yığılıp kaldı! Meryem, kızına yeni doğmuş bebek gibi sarıldı koydu başını göğsüne başladılar ana kız bentin başında hüngür hüngür ağlamaya ve Nazey’in epey sonra başladı dili dönmeye:
Payamlının o derin deresinde su içerken Tilki Selim’in nasıl omzuna atıp getirdiğini hıçkıra hıçkıra anlattığında… Dana Meryem hiç düşünmeden bendin başından üç beş kayadan dolanıp çalıların içinden geçip, payamlıyı görecek tepeye çıkıp yamaçtan yamaca Ahmet Ahmeeeet diye nefesinin yettiği kadar hınçla bağırdı…
Karısı Meryemin kayadan kayaya yansıyan bağırtısını duyarduymaz irkilerek Gölgesinde yattığı taşın üstüne çıktığında Meryemi karşı tepede gördü ama o şaşkınlıkla ses bile veremedi. Nazey’in başına bir şey mi geldi diye hiç düşünmeden tepe aşağı o keçi yolarlından uçarcasına beş dakikada geldiğinde Nazey utancından başını anasının göğsünden ayırmıyordu ve öyle perişan hiç kimseye tek laf etmeden kimsenin gözüne bakmadan eve geldiler. Mor Ahmet soluk almadan elinin yüzünün harman tozunu yıkamadanTilki Selimi bir an önce ulmak için evinin yolunu tuttu ve büyük avludan içeriye hışım gibi girdiğinde Serçe senem taşmak üzere olan süt kazanını tandırdan indiriyordu.
Nerede o ırz düşmanı Selim? Diye kükrerken
Boz veli; Ne var Mor Ahmet ne var? Sen kimin evine baskın yapar gibi destursuz giriyorsun?
Benim Nazey’ime ne yapmışta bayıltmış onu? Olup biteni bana tez anlatsın o Dürzü.
Mor Ahmet ceryan çarpmış gibi irkilerek ses tonunu oldukça düşürerek yalvarır gibi:
Veli bir sakin ol, ben daha ne oldubitti bilmiyorum?
Ahmet’in saman tozlu kirpiklerinin içinde gözleri ateş almaya hazır mermi gibi çakmak çakmak o Menşevik bıyığı burnunun önünde sanki çamurdan bir topak her bağrışında ağzına düşecek gibi oluyor burnundan daha çok moşuldayarak;
Lan kızımı Ta payamlının dereden Bente kadar niye baygın baygın sırtında taşımışta ne diye orada bırakıp da kaçmış? O senin kızın Fatey olsaydı sen ne yapardın?  
Boz Veli Şaşkına dönen Serçe Senem’e Sen şuna bir ayran ver bir sakinleşsin… Ben de şu itoğlu itle bir konuşayım da işin aslını öğreneyim. Diyerek izinin üstüne geri Selim’in yanına döndü

Serçe Senem Ahmet’in yüzüne bakmadan Oturması için orta direğin dibine minder attı ve el leğenini önüne koyarken; Şu elinin yüzünün harman tozunu bir yıka Ahmet ağam kurban olam sakin kafayla konuşun. Derken
Serçe Senem’in elinde içine gömüldü su dolu ibrik yediği yumruktan ve düşerken elinden büyük gürültüyle:
“Beni sakinleştirecek olan şey bu su gibi oğlunun kanının dökülmesidir” diye ne kadar kin dolduğunu titreyen elleriyle gösteriyordu.

Boz veli o iri yarı kulunçlu gövdesiyle hızla evliğin kapısını açarak, karısını perişan eden Ahmet’in yakasına aniden yapışarak:
Sen kudurdun mu lan? Ne var yani oğlum payamlının derede rastladığı kızına “bana gel” demiş o da düşmüş bayılmış, ne yani o derede bırakıp mı gelseydi? Derken bağırtıyı çığırtıyı duyan birçok komşu da gelmişti o ara.

Ahmet’in, engin toprak kokulu duruşu üstündeki o sımsıcak ince buğu gittikçe katılaşarak sertleşen öfke taş gibi fırlıyordu gözlerinden. Karşısındakilerin varlığını tehdit eden nefretini kusan buz rengi soğuk, kaşları çatık anlının üstünde öyle acı bir kör kuvvetle sarsıyordu ve olayı duyan herkesin kalbini şiddetle çarpıyor o ateşli dalga yüzlerini kızartıyordu ve herkes kaçırırken bakışlarını Ahmet’ten utançla!
Ahmet öfkesini dişlerini gıcırdatarak yutarak;
Tü senin yüzüne Veli tü senin yüzüne emi ulan herkes seni köy büyüğü bilir sözüne saygı duyarlar ama oğlan senin olunca her şey normal değil mi? Benim oğlum senin kızına aynı şeyi yapsaydı sen ne yapardın? Ben karakola gideyim orada ne bok yediğini orada anlatsın derken…
Koru komşu doluşmuştu içeriye zaten. Utançla etrafını çevirdiler kan davasına dönmemesi için Ahmet’i Küçük odaya soktular. Köy büyükleri Ahmet’i aralarına alıp hepsi başları eğik kimse kimsenin yüzüne bakamadan Ahmet’in söyleyeceği ağır sözleri Selim için küfrederek söyleyerek Ahmet’in hersini uzun süre sonra indirmeyi başardılar ve karakola gitmesine engel oldular.

Hımbıl hıdır uzun süre göz ucuyla Ahmet’in yanında oturan onun sözcülüğünü yapan Celi’le bakarak kaş göz ederek kalktı. Peşinden Celil yine başları yere düşecek gibi eğri halde usul usul dışarı çıktılar.
Celil sinirlenerek: Ne var lan niye çağırdın peşine? Dedi tepesinden aşağı bakarak.
Aklıma bir şey geliyor ama desem mi demesem mi? Karar veremedim. Dedi başını yukarı kaldırıp Celil’in kavrulmuş da kül olmuş gibi yüzüne bakarak.
İnsanı kudurtma oğlum şimdi gırtlağını sıkar boğarım seni. Ne söyleyeceksen söyle…
Hımbıl Hıdır tekrar kafasını önüne eğerek ayaklarına gibi konuşarak: Fatey’i diyorum Fatey’i…
Oğlum hımbıl ne olmuş Fatey’e?
Fatey’i Selman’a Nazey’i Selim’e verseniz Ahmet belki barışmaya razı olur. Derken
Celil’in bir anda adeta nefesi tutuldu dizlerinde derman kesildi ve havşenin tezekli duvarının dibinde olduğu yere dızıktı.
Hıdır fikrinin işe yaradığı kanaatine vararak hemen bir tas ayran aldı getirdi.
Ayranı ağulanır gibi içen Celil, Yarıyaca ayrana batmış bıyıklarını kedi gibi yalanarak temizledikten sonra o yaba gibi elinin tersiyle de sildi ve havşenin tezekli duvarına gerine gerine yaslanarak ilk defa derin bir nefes aldı göğe bakarak.
Tastı içeri bırakıp gelen hıdır: Ne düşünüyorsun? Dedi dizlerine dokunarak.
Hıdır’a cevap vermeden… Utancından insan içine gelemeyen oğlu Selim’i bir kaşık suda boğmak isteyen Veli’nin yanına geldiğinde evlikte, mendil kadar bacadan günışığı beyaz bir kalas gibi ters yöne çevrilmiş buğday ambarının yanına uzatılmıştı. Tüm sinekler o kalasın içinden geçtiklerinde gözükebiliyorlardı. Ve artık güneşin batmak üzere olduğu anlaşılıyordu. Selim hâlâ un diremesinin dibinde sessiz bir kütük gibi çömelmiş o belalı başını iki elinin arasında sanki düşmesin diye tutuyordu… Çaresizliğin girdabına düşmüş bulgur çuvalına sırtını vermiş aklını kaçırabileceğinin güçsüzlüğünü yaşadığı her halinden belli olan Veli’nin yanına oturdu.  Evlikten kovulan Selim evliğin kapısından süt dökmüş kedi gibi çıkarak hemen yanındaki ahırın kapısından ahıra geçti. Artık kimse göremezdi kızaran yüzünü!
Selim çıktıktan sonra Celil Berder durumunu anlattı dedi kan davasına dönmeden iki hayır işle iki komşuyu barıştırak… Ne dersin bu fikre Veli?
He valla çok güzel olur dedi başına talih kuşu konmuş gibi kalktı Celil’in boynuna sarıldı.
Ve artık herkes normal düşünmeye başlamış sanki utançlarından kurtulmanın yolunu bulmuş gibilerdi.


Hüseyin Zengin
8.4.2016 13:16:06
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 4
Bugünkü Ziyaretçiler:379
Dünkü Ziyaretçiler:555
Sitemizi bugüne kadar
1337580 Ziyaretçi 1337580 Ziyaretçi 1337580 Ziyaretçi 1337580 Ziyaretçi 1337580 Ziyaretçi 1337580 Ziyaretçi 1337580 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter