Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
GİT BAŞIMDAN
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Bakış ve Ses

BAKIŞ VE SES

Gitar  konuşur, masa konuşur, sandalye konuşur bir tek insan konuşmazdı.
Hiçbir şeyi unutmaz  ama kendisini  unutmak isteyenlerinin  geçmişlerini, bütün tanıklarını ortadan kaldırmayı iş edinirdi.
Aynı zamanda suçluluk duygularından  da arınmış olurdu.

  İki yanı da  keskindi.

    Konuşur gibi görünür; oysa hep susar; anlatamaz iç sesindeki doluluğu, taşkınlığı. Kendisini yaygınlaştıran bir lakırdı bolluğu ve lakırdıyı  doğuran  çevresel çığlığını bir türlü taşıramaz.

    İnsan bir karmaşadır. Ağzı plasterle, yüreği plasterle.  Plasterli esir. Bütün bunlar hakkında, bu çarpan yürek hakkında hiç bir şey bilmez. Saf, temiz acıları ve hazlarıyla yapayalnızdır. İçinde de kocaman çocukluğu…

  Göründüğü gibi bunalım içinde bir toplumuz. Ekonomide, kültürde, politikada, cinsellikte çatırdayan güm güm sesler… Neden  televizyonda, radyoda  internette, sürekli doldurulan insan?  Bilgi veriyor, veriyor...   
        
      Peki, nerede duracağız?
    Yaşadığımız dönem mi giydiriliyor benliklerimize, gerçekten bir modanın temsilcileri miyiz?
İlk bakışta böyle görünüyor. Kollektif bir arzunun anlamını   devingenleştiren bireyler.
Bu da lakırdı bolluğu.
Biz neyiz? İnsan; zarar görmeksizin o anda kendi kendini betimleyebilen, kendi derinliklerine dalıp o karanlıktan parçalar koparıp yüzeye çıkarabilendir.

     Her şey aydınlanmış değildir. Bilinç dışında gizlenen neyse, geriye ittiğimiz engelin ardında susarız yine. Davranış bozuklukları ve  özellikle görüş bozukluları. İyileşmek için ne yapmalı? Geçmişin karanlığına dalmamak; bakmaya cesaret etmek. Günah keçisine  kin duyan akıl almaz kalabalıklar ,insan gövdelerinden bir okyanus.

     Değerlerin alt üst edildiği kaba  gerçeği yalanını uydurup, dile getirdiği iktidarın bastırıp sakladıklarını, hepsini sayıp dökmek  bıkkınlık verir; yine susarız. Son sözümüzün olmamasından, sözcüklerimizin çalıntı olmasından, aç seslerimiz  anaforlaşmış  bir işkenceye uğratılmış eğilip bükülmüştür. İçimizde kalmış bu sesler ‘’son söz’’ parodisine dönüşene kadar konuşmayan ölüleriz. İçimizde yarattığımız çatallı   seslerimiz bir  işkenceye   hapsedilir.

     Bakış ve Ses… Vücudumuzun o göz kamaştırıcı ses okyanusunu üretebilmek için kasılması, eğilip bükülmesi,  ses emeği midir? Konuşmanın güzelliğini, gücünü kabul eden bakıştır. Ses beklenmedik bir hata yaptığında, sürçüp düşüşe geçtiğinde,’’ sizi uyarıyorum, bu kız bir hiç, sesini yükseltemiyor, bir hi煒’ diyecek olanın profili ortadadır. Taş gibi hareketsiz, görünmeyen, yitip giden  dışarıdan gelecek olumsuz etkilere  maruz kalandır.

    Bakış ve Ses… Aynı zamanda her türlü yaratıcılığı işleten bir güçtür.
Son söz: ’bu kız bir ses –bir ses mi? ’Sonsuzluk; doldurulamaz büyük bir boşluktur. Dış dünya ile aramızdaki  mesafe ayıran bir duvardır. Ses ve bakış eksikliğinin duvarı. Aynı zamanda  tanıktır ve düğümdür. İletişimin bir düğümü. Son sözü söylemek; arzularımızın, sevgi sözcüklerimizin çaprazında birbirlerine üzerinden kayarlar. Çerçevemizde sergilediğimiz görünüm;  soğuk, ısrarcı, sert ve kesin olmamalıdır.

Tonlamamız, jestlerimiz, bakışımız  yüzümüzdeki aydınlığın bir işareti olmalıdır.  Kurnaz  ve oldukça  itici bir biçimsellikten  uzaklaşmak ses ve bakışı olumlandıracaktır. Sesler ve bakış sustuğunda, ölüden farkımız kalmaz. Eksikliğinin nedeninde  güvensizlik,  katılık, hatta çekingenlik mi yatıyor? Kesinlikle. Bu  gerçek vurgu, bize seslenen  bu bakış  azlığı  bu  cansızlıktan  kaynaklanıyor. Burada kendini itiraf eder. Bu gerçeklikle,  kaşımızın gözümüzün olması örtmez bizi.  Bu dramı yaratıcılık gerçeğinden uzaklaştırır. Kendi sesimize ve bakışımıza güvenmeli ve onları konuşturmalıydık.

Bakış ve sesi; tek bir ritme bağlamak, hepsinden baskın bir öğenin buyruğuna vermek, kimi parçaları gözden çıkarmak, kimi parçaları sınırlandırmak ve genelleştirmekti içimizdeki hayat.

Sanal sanrıları gerçeğe yamayarak dünyamız sömürgeleşiyor, akıl dışı bir sosyal düzende değiş, başkalaş mizacına uygun yepyeni insan profili oluşuyor. Bu, dayanılması güç baskıdır.

Sahi siz, bu geometrinin  neresindeki bir şekilsiniz?






zehra serra hacer baş
12.5.2016 21:05:23
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
yorumlar
Bu makale için henüz yorum yapılmadı !



 
 
köşe yazıları
 
 
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
Berder- devamı 2
Hüseyin Zengin
KİTAP FUARINA BOMBA DÜ...
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 2
Bugünkü Ziyaretçiler:351
Dünkü Ziyaretçiler:492
Sitemizi bugüne kadar
1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi 1363312 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter